Hz. Ali’nin anlattığına göre, o gün vakit ilerleyince müslümanlarla müşriklerin safları birbirine karıştı. Kum tepesinin üzerinde Sa‘d bin Hayseme t, bir müşrikle çarpışıyordu. Başına bir miğfer geçirip ata binmiş olan müşrik, nihayetinde Hz. Sa‘d’ı şehit etti. Hemen atından indi. Hz. Ali’yi tanıdı. Ali t ise onu tanıyamamıştı. Müşrik:
“–Ebû Tâlib’in oğlu! Çarpışmak için gel!” dedi. Hz. Ali t onunla çarpışmaya niyetlenince, müşrik yüksekten aşağı inip Hz. Ali’ye doğru geldi. Hz. Ali t, orta boylu olduğu için, o da müşriğin yaptığı gibi yapmak istedi. Müşrik:
“–Ey Ebû Tâlib’in oğlu, kaçıyor musun?” dedi. Hz. Ali t:
“–Hayır! Yanına geleceğim!” dedi ve hazırlandıktan sonra geri döndü. Müşrik, yaklaşıp Hz. Ali’ye kılıcını vurdu. Ali t bu darbeyi kalkanıyla karşıladı. Müşriğin kılıcı kalkana saplanıp kaldı.
Vurma sırası Hz. Ali’ye gelmişti. Kılıcı omzundan göğsüne doğru öyle bir çaldı ki müşriğin zırhını enlemesine biçiverdi! Müşrik titredi ve sarsıldı. Hz. Ali t onu öldürdüğünü sandı. O esnâda arkasından bir kılıcın parlayıp şakıdığını görünce hemen başını eğdi. Kılıcı parlatan zât:
“–Al bunu da ben Abdulmuttalib’in oğlundan!” derken, müşrikin kellesi miğferiyle birlikte yere yuvarlandı. Ali t dönüp baktığında Hz. Hamza’yı gördü. (Vâkıdı, I, 91-93)