Çarpışanların En Hiddetli ve Şiddetlisi

Huneyn’de ilk zamanlar müslümanlar bozguna uğrayıp pek çoğu kaçtığında Hz. Ali t, Allah Rasûlü’nün etrafında sebat edenler arasındaydı.[1]

Hz. Abbas t der ki:

“Rasûlullah r ile Huneyn harbinde bulundum. Ebû Süfyan bin Hâris ile ben, Peygamber Efendimiz’in ardına düştük. Kendisinden hiç ayrılmadık. Rasûlullah r, beyaz katırının üzerinde idiler. Düşmanla karşılaşınca, müslümanlar dönüp gerilediler. Rasûlullah r Efendimiz ise katırını kâfirlere doğru mahmuzlamaya başladılar. Ben Peygamber Efendimiz’in katırının geminden tutuyor, koşmasına mânî oluyordum. Rasûlullah r bana:

«–Ey Abbâs! Ashâb-ı Semüre’ye seslen!» buyurdular. Ben sesim çıktığınca:

«–Ey Ashâb-ı Semüre! Ey semüre ağacının altında Peygamber Efendimiz’e bey‘at etmiş olan sahabiler, neredesiniz?!’ diye haykırdım.

Vallahi sesimi işittikleri zaman, ineğin yavrusuna dönüp geldiği gibi koşarak yanımıza geldiler. Sonra:

«–Ey Ensâr cemaati! Ey Ensâr cemaati!» dedim. Daha sonra da husûsî olarak:

«–Ey Benî Hâris cemaati! Ey Benî Hâris cemaati!» diye seslendim. Onlar hemen:

«–Buyur! Buyur! Buyur!» diyorlar, bindikleri develeri geri çevirmek istiyor, fakat buna güç yetiremiyorlardı. Bu sefer hemen sırtlarındaki zırhlarını çıkarıp develerin başına atıyorlar ancak develer yine de durmuyordu. En sonunda onlar da kılıç ve kalkanlarını alıp kendilerini develerinden aşağı atarak Peygamber r Efendimiz’in yanına koşuyorlardı.[2]

Sa‘d bin Ubâde t:

«–Yetişin ey Hazreçliler! Yetişin ey Hazreçliler!»

Üseyd bin Hudayr t da:

«–Yetişin ey Evsliler! Yetişin ey Evsliler!» diyerek seslendiğinde, arıların beylerinin başına toplandığı gibi her taraftan gelen müslümanlar Hevâzinlerin üzerine öfkeyle atılmaya başladılar. Peygamber r Efendimiz’in etrâfı, müslümanlarla çarpışan Hevâzin müşrikleri tarafından sarılmıştı. Hz. Osman, Hz. Ali, Ebû Dücâne ve Eymen bin Ubeyd y, Efendimiz’in önünde çarpışıyorlardı. O gün Hz. Ali t Peygamber Efendimiz’in önünde çarpışanların en hızlısı, en hiddetli ve şiddetlisiydi.[3]

Hz. Ali ile Ebû Dücâne v, kızıl tüylü bir devenin üzerinde, uzun mızrağının ucuna siyah bir bayrak takmış, Hevâzin ordusunun önünde müslümanlardan birçoğunu mızraklayan bir adamın peşine düştüler. Hz. Ali t adamın arkasından yetişip devesinin bacaklarına kılıçla vurunca deve arkasının üzerine çöküverdi. İkisi birlikte adama saldırdılar. Hz. Ali t onun sağ kolunu, Ebû Dücâne t de sol kolunu kesti. Hatta kılıçları birbiriyle tokuştu, ses çıkardı ve köreldi.[4]



[1] Heysemî, VI, 180, İbn-i Hacer, Metâlibu’l-âliye, IV, 252.

[2] İbn-i Hişâm, IV, 74; Vâkıdî, III, 898-899; Taberî, Târih, III, 128-129.

[3] Bkz. Müslim, Cihâd, 76; Ahmed, I, 207; Abdurrezzak, V, 380; Heysemî, VI, 180; Zührî, Megâzî, s. 92-93; İbn-i Hişâm, IV, 74; Vâkıdî, III, 897-899, 902-904; İbn-i Sa‘d, II, 151; Taberî, Târih, III, 128-129; Beyhakî, Delâil, V, 120, 138-139; İbn-i Esîr, Kâmil, II, 264; İbn-i Seyyid, Uyûnu’l-eser, II, 192; Halebî, İnsânu’l-uyûn, III, 67.

[4] Bkz. İbn-i Hişâm, IV, 72, 74-75; Vâkıdî, III, 902; Taberî, Târih, III, 129.