Nu‘mân bin Sa‘d şöyle anlatır:
“Hz. Ali’nin yanında oturuyorduk. Bize şu âyet-i kerimeyi okudu:
يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّق۪ينَ اِلَى الرَّحْمٰنِ وَفْدًاۙ
«O gün takvâ sahibi müttakî kulları huzûr-u Rahmân’a heyet hâlinde toplarız.» (Meryem, 85)
Sonra da şöyle dedi:
«–Hayır, vallahi, onlar yürüyerek getirilmeyecekler. Heyet huzûra yürüyerek götürülmez. Onlar insanların benzerini görmediği muhteşem binekler üzerinde huzûra çıkarılacaklardır. O bineklerin altın eğerleri vardır. Bunların üzerine binip Cennet’in kapısına kadar gider ve kapıyı çalarlar».” (Ahmed, I, 155)
Bir sonraki âyet-i kerimeye göre günahkârlar da, susamış hayvan sürülerinin suvarılmak üzere suya sevk edildikleri gibi, hor ve hakir bir şekilde itilip kakılarak Cehennem’e sürüleceklerdir.