Birgün Hz. Âişe (r.a)’nın başı ağrımış ve:
“‒Vay başım!” demişti.
Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz de şaka yaparak:
“‒Eğer sen ölür de ben hayâtta kalırsam, senin için mağfiret diler, duâ ederim!” buyurdular.
Bunun üzerine Âişe (r.a):
“‒Vay başıma gelenler! Vallahi öyle zannediyorum ki, sen benim ölmemi istiyorsun! Eğer ben ölürsem, hemen o günün akşamına hanımlarından birine güveyi girersin!” dedi.
Hz. Âişe vâlidemizin bu sözü üzerine Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdular:
“‒Âişe! Endişelenme! Asıl ben «Vay başım!» diyorum. Hattâ Ebû Bekir’e ve oğluna haber gönderip halîfeliği Ebû Bekir’e vasiyet etmeyi düşündüm. Böylece bâzılarının halîfelik hakkındaki dedikodularını ve bu hususta arzusu olanların temennîlerini kesmek istedim. Fakat sonra; «Allah Teâlâ, halîfeliği hak etmeyen birine vermez; mü’minler de halîfeliğe lâyık olmayan birini ondan uzak tutarlar. Veya Allah Teâlâ, lâyık olmayan kişiyi hilâfetten uzaklaştırır, mü’minler de hak etmeyen kişiyi o makâma seçmezler.» diye düşünüp bundan vazgeçtim.” (Buhârî, Merdâ 16, Ahkâm 51; Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe 11)
Bu ve benzeri rivâyetler, Hz. Ebû Bekir’in hilâfeti hususunda tartışmaya mahal bırakmayacak derecede açık ve katʼî delillerdir.