Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) Mekke Fethi senesinde hac yapmadılar, sadece umre yapıp Medine’ye döndüler. 8. sene Müslümanlarla müşrikler birlikte haccettiler. 9. sene olduğunda Allah Rasûlü (s.a.v) Hz. Ebû Bekir’i “Hac Emîri” tâyin ettiler.
Ebû Bekir (r.a) Medîne’den çıkınca Berâe (Tevbe) Sûresi’nin baş tarafı nâzil oldu. Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) Hz. Ali ile Berâe Sûresi’nin baş tarafını gönderdiler ve bu âyetler Kurban Günü insanlara îlân etmesini emrettiler.
Hac için yola çıkanlar Arc mevkiinde iken Ebû Bekir (r.a) “es-Salâtu hayrun mine’n-nevm: Namaz uykudan hayırlıdır” diye çağrıda bulundu. Bir müddet sonra da tekbir getirmek üzere doğruldu. Bu esnâda arkadan bir deve sesi geldi. Bunu işiten Ebû Bekir (r.a) namaza başlamadı.
“–Bu ses, Rasûlullah (s.a.v)’in devesi Ced’â’nın sesi. Mutlakâ Allah Rasûlü’ne hac konusunda yeni bir emir gelmiştir. Belki de gelen Rasûlullah (s.a.v)’in kendisidir, bu durumda namazı birlikte kılarız!” diye sevindi.
Bir müddet sonra Efendimiz’in devesi ile Ali (r.a) çıkageldi. Ebû Bekir (r.a) ona:
“–Hac emîri olarak mı geldin, yoksa elçi olarak mı?” diye sordu.
Ali (r.a):
“–Elçi olarak geldim, Rasûlullah (s.a.v) benimle Berâe sûresini gönderdi. Onu hac mahallerinde insanlara okuyup tebliğ edeceğim” dedi…
Ebû Bekir (r.a) hac esnâsında yer yer insanlara hutbeler okudu, haccın rükunlarını anlattı, ardında da Ali (r.a) kalkıp Berâe (Tevbe) sûresini okuyup tebliğ etti. (Nesâî, Menâsiku’l-Hac, 187)
Ebû Hüreyre (r.a) şöyle buyurur:
“Ebû Bekir es-Sıddîk (r.a) (9. Sene yapılan) Hac’da Kurban günü birçok münâdîlerle birlikte Minâ’da: «Artık bu seneden sonra hiçbir müşrik hac, hiçbir uryân (çıplak) Beyt’i tavâf etmesin!» diye ilâna beni de gönderdi…
Alî (r.a) de bizimle berâber Kurban günü Minâ’daki insanlar arasında:
«Bu seneden sonra hiçbir müşrik hac, hiçbir uryân Beyt’i tavâf etmesin!» diye (yüksek sesle) ilân etti.” (Buhârî, Salât, 10; Tefsîr, 9/2)
Hz. Ali (r.a) şöyle anlatır:
“Hz. Ebû Bekir (r.a) Arafat’a geldi, orada hutbe okuduktan sonra bana:
«–Kalk ey Ali, Rasûlullah’ın mesajını tebliğ et!» dedi. Kalktım ve Arafat ehline Berâe sûresinin 40 âyetini okudum. Sonra Arafat’tan ayrıldık, Minâ’ya geldik, şeytanları taşladım, kurbanımı kestim, traş oldum ve oralarda anladım ki insanların bir kısmı Hz. Ebû Bekir’in hutbesinde hazır bulunmamış; hemen çadırları dolaşmaya başladım ve çadırlarda olanlara Berâe sûresinin o kırk âyetini okudum.” (Taberî, Tefsîr, X, 49)
Hz. Ali (r.a), bu âyetleri kendisi tebliğ ettiği gibi Hz. Ebû Bekir (r.a) ve onun gönderdiği müezzinler de muhtelif yerlerde yüksek sesle tekrar etmişlerdir. Ebû Hüreyre (r.a) de onlardan biriydi. (Buhârî, Tefsîr, 9/2)
Hz. Ali (r.a) ayrıca şu dört maddeyi insanlara îlân etmek için gönderilmişti:
1. (Herkes bilsin ki), Cennet’e ancak mü’minler girebilecektir.
2. Kâbe, hiçbir zaman çıplak olarak tavâf edilmeyecek, (müşriklerin bu şekilde ihdâs ettikleri bid’atlerine son verilecektir.)
3. Bu yıldan sonra hiçbir müşrik Beytullâh’a yaklaşmayacaktır.
4. Kimin Allâh Rasûlü (s.a.v) ile bir muâhedesi varsa, belirlenen müddet bitene kadar antlaşma maddeleri geçerli kalacaktır. (Bkz. Tirmizî, Hacc, 44/871; Ahmed, I, 79)
Berâe Sûresi’nin baş tarafı putperestlik ve onun tâbîleriyle ayrılmayı ifade ediyordu. Müşriklerin haccetmesi yasaklandı ve onlara harp ilan edildi. Ancak anlaşmalı olanlara, anlaşma müddetlerince mühlet verildi. Süresiz olarak anlaşma yapmış olanlara ise 4 ay mühlet verildi. Hiç anlaşması olmayan müşriklere de Haram Aylar çıkıncaya kadar mühlet verildi. Bu müddetlerin nihâyete ermesiyle müşrikler Müslümanlarla harp hâlinde olacaklardı. (Taberî, Tefsîr, X, 66, 74)