Hz. Enes (r.a) anlatıyor:
“Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in hastalığı şiddetlendiği zaman, cemaate namazı Ebû Bekir (r.a) kıldırıyordu. Pazartesi günü, cemaat saf saf dizilip namaza durduğu esnâda Fahr-i Kâinât Efendimiz (s.a.v) hücre-i saâdetlerinin perdesini açtılar, ayakta bize bakıyorlardı. Mübârek yüzleri sanki Mushaf yaprağı gibi (nurlu ve anlamlı) idi. Sonra tebessüm ettiler. Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’i bu hâlde görmenin sevinciyle neredeyse namazı bozacaktık.
Ebû Bekir (r.a) derhal arka safta namaz kılmak üzere geri çekilmeye başladı. Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in namaza geldiğini zannetmişti. Ancak Allah Rasûlü (s.a.v) bize işaret ederek namazı tamamlamamızı söylediler ve perdeyi indirdiler. Bu, Allah Rasûlü’nü son görüşümüz oldu. Âlemlerin Sultanı Efendimiz (s.a.v) o gün vefât ettiler.” (Buhârî, Ezân 46, 94, Amel fi’s-Salât 6, Megâzî 83; Müslim, Salat 98; Nesâî, Cenaiz 7)
Bu hâdise 12 Rabîulevvel Pazartesi sabah namazında yaşanmıştı. Efendimiz (s.a.v) yine kendilerinde bir hafiflik hissetmişlerdi. Ancak bedenî tâkatleri cemaate çıkmaya yetmedi. Bunun üzerine oda kapısının perdesini kaldırdılar ve o esnâda Hz. Ebû Bekr’in imamlığında sabah namazı kılan sevgili ashâbını son kez seyrettiler. Onları yan yana saf tutmuş, cemaatle namaz hâlinde görmekten memnun kalarak sürûr içinde tebessüm buyurdular. Sanki onlara vedâ ediyorlardı. Bir taraftan şiddetli hastalığın acısını çekerken diğer taraftan da geride sâlihlerden oluşan bir cemaat bırakmanın ve Yüce Rabbimiz’in risâletini îfâ etmenin sürûru içindeydiler.
Âişe vâlidemiz (r.a) şöyle buyurur:
“Rasûlullâh Efendimiz (s.a.v) ashâbının namaz kılışını tebessüm ederek izliyorlardı. Allâh Rasûlü’nü hiçbir vakit bu kadar sevinçli bir hâlde görmemiştim!” (İbn-i Hişâm, IV, 331)