“…Efendimiz (s.a.v) Kubâ’daki ikâmetinden sonra Ensâr’a (yâni dayıları olan Neccâr Oğulları’na) haber gönderdi. Onlar Peygamber Efendimiz’e ve Ebû Bekir’e gelerek selâm verdiler:
«‒Emîn bir şekilde develerinize bininiz, emrinize âmâdeyiz!» dediler.
Bunun üzerine Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) ile Ebû Bekir (r.a) develerine bindiler. Ensâr da silahlı vaziyette etraflarını sardılar. Medine’de:
«‒Allah’ın Nebîsi geldi, Allah’ın Nebîsi geldi! (Sallallâhu aleyhi ve sellem)» diye îlân edildi.
Medîneliler, Efendimiz (s.a.v)’i görebilmek için yükseklere çıkıyor, uzanıp bakıyor ve:
«‒Allah’ın Nebîsi geldi, Allah’ın Nebîsi geldi!» diyorlardı.
Allah Rasûlü (s.a.v) yürümeye devâm ettiler, Ebû Eyyûb’un evinin yanında konakladılar. Orada akrabalarıyla konuşuyorlardı. O esnâda Abdullah bin Selâm O’nu işitti. Abdullah, ailesine âit bir hurmalıkta onlara hurma topluyordu. Aceleden topladığı hurmalarla birlikte gelip Nebiyy-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz’i bir miktar dinledi. Sonra âilesine döndü.
Nebiyyullâh (s.a.v):
«‒Akrabalarımızdan kimin evi en yakın?» diye sordular.
Ebû Eyyûb (r.a):
«‒Benim ey Allah’ın Nebîsi! Şu evim, şu da kapım!» diye gösterdi.
Efendimiz (s.a.v):
«‒Öyle ise haydi git de bizim için istirahat edecek yer hazırla!» buyurdular.
Ebû Eyyûb (r.a), Peygamber Efendimiz’e ve Hz. Ebû Bekir’e hitaben:
«‒Buyurun, Allah’ın bereketiyle kalkın gidelim» dedi.
Nebiyyullâh (s.a.v) eve gelince, Abdullah bin Selâm da geldi ve şunları söyledi:
“‒Şehâdet ederim ki, Sen Allah’ın Rasûlü’sün ve hiç şüphesiz Sen hakkı getirdin. Yahudiler benim kendilerinin seyyidi ve seyyidlerinin oğlu olduğumu, onların en âlimleri ve en âlimlerinin oğlu olduğumu bilirler. Onları çağır da, müslüman olduğumu öğrenmeden evvel onlara beni sor. Zira onlar benim müslüman olduğumu öğrenirlerse, hakkımda, bende bulunmayan şeyleri söyler, iftira ederler» dedi.
Nebiyyullâh (s.a.v) onlara haber gönderdi. Onlar da gelip Efendimiz’in huzur-i âlîlerine girdiler. Rasûlullah (s.a.v):
«‒Ey yahûdî cemâati, size yazıklar olsun! Allah’tan korkun! Kendisinden başka ilâh olmayan Allah’a yemîn ederim ki, siz benim gerçekten Allah’ın Rasûlü olduğumu ve size hak dîni getirdiğimi çok iyi biliyorsunuz. Artık müslüman olun!» buyurdular.
Yahudiler, Nebiyyi-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz için:
«‒Biz onu bilmiyoruz» dediler.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) mübarek sözlerini üç defa tekrarladılar. Sonra:
«‒Abdullah bin Selâm’ın sizin aranızdaki mevkii nasıldır?» diye sordular.
Yahudiler:
«‒O bizim seyyidimiz ve seyyidimizin oğludur; en âlimimiz ve en âlimimizin oğludur» dediler.
Efendimiz (s.a.v):
«‒O müslüman olursa ne dersiniz?» diye sordular.
Yahudiler:
«‒Hâşâ, Allah onu bundan uzak tutsun! O aslâ müslüman olmaz!» dediler.
Efendimiz (s.a.v) yine:
«‒O müslüman olursa ne dersiniz?» diye sordular.
Yahudiler yine:
«‒Hâşâ, Allah onu bundan uzak tutsun! O aslâ müslüman olmaz!» dediler.
Efendimiz (s.a.v) üçüncü defa:
«‒O müslüman olursa ne dersiniz?» diye sordular.
Yahudiler ısrarla:
«‒Hâşâ, Allah onu bundan uzak tutsun! O aslâ müslüman olmaz!» dediler.
Bu sefer Allah Rasûlü (s.a.v):
«‒Ey İbn-i Selâm, onların yanına çık!» buyurdular.
Abdullah (r.a), saklandığı yerden çıkarak:
«‒Ey yahûdî cemâati! Allah’tan korkun! Kendisinden başka ilâh olmayan Allah’a yemîn ederim ki, siz O’nun gerçekten Allah’ın Rasûlü olduğumu ve hak dîni getirdiğini çok iyi biliyorsunuz!» dedi.
Yahudiler:
«‒Yalan söyledin!» dediler.
Bunun üzerine Rasûlullah Efendimiz (s.a.v), yahûdîleri yüksek huzûrlarından dışarı çıkardılar.” (Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 45