Ebû Bekir’i Dost Edinirdim!

Ebû Saîd el-Hudrî (r.a) şöyle buyurur:

“Nebiyy-i Ekrem (s.a.v) (son hastalığında) hutbeye çıkıp:

«‒Allâh Teâlâ bir kulunu dünyâ ile kendi katında olan (âhiret nimetleri) arasında muhayyer bıraktı. O da Allah katında olanları tercih etti!» buyurdular.

(Bu söz üzerine) Ebû Bekir (r.a) ağlamağa başladı. Ben kendi kendime:

«Allâh Teâlâ’nın, bir kulu dünyâ ile kendi katında olan (âhiret nimetleri) arasında muhayyer bırakmasında, onun da Allah katında olanları ihtiyâr etmesinde ne var ki, bu güngörmüş yaşlıyı böyle ağlatıyor?» diye düşündüm. Meğer muhayyer bırakılan o kul Rasûlullâh (s.a.v) Efendimiz’in kendileri imiş! Meğer Ebû Bekir es-Sıddîk (r.a) hepimizden daha bilgili imiş!

Rasûlullâh (s.a.v) Hz. Ebû Bekir’in ağladığını görünce şöyle buyurdular:

«‒Ey Ebû Bekir, ağlama! Sohbet (yâni arkadaşlık) husûsunda da, mâlını bezletme husûsunda da insanların bana en fazla ihsanda bulunanı Ebû Bekir’dir. Ümmetimden birini kendime halîl (dost) edineydim Ebû Bekir’i edinirdim. Lâkin İslâm yüzünden (hâsıl) olan kardeşlik ve sevgi, (şahsî dostluktan efdaldir.) Mescid’de Ebû Bekir’in kapısından başka kapatılmadık hiçbir kapı kalmasın!».” (Buhârî, Salât, 80; Ashâbu’n-Nebî, 3; Menâkıbu’l-Ensâr 45, Müslim, Fedâilu’s-Sahabe 2; Tirmizî, Menakıb, 15)

“Halîl”, dost demektir. Meveddet ve mahabbet de aynı mânâda ise de, dostlukta, sevilenden başka hiçbir kimseye ve hiçbir şeye mahabbete yer bırakmayacak de­recede mahabbetin istilâsı altında bulunmak gibi bir ihtisâs mânâsı vardır. Dostluk, ortaklık kabul etmeyen bir nevi mahabbettir ki, Peygamber Efendimiz (s.a.v) bunu Rabb-ı A’lâ’sına tahsis etmişlerdir. Gerçi bu nevi mahabbet bütün peygamberlerde vardır. Fakat Halîlullah lakâbı Ebü’l-Enbiyâ ile Hâtemü’l-Enbiyâ’ya hâstır.