Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’i Görürüm Ümidiyle!

Ebû Hüreyre (r.a) şöyle anlatıyor:

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v), hiç âdeti olmayan ve kimsenin kendisini dışarıda görmediği bir vakitte evlerinden çıkmışlardı. Hz. Ebû Bekir (r.a) hemen yanlarına geldi. Efendimiz (s.a.v):

“−Bu saatte buraya gelmenin sebebi nedir ey Ebû Bekir!” diye sordular. O da:

“−Rasûlullah (s.a.v)’i görür, mübârek yüzüne bakar ve kendisine selâm veririm ümidiyle çıkmıştım!” dedi.

Fazla vakit geçmeden Hz. Ömer (r.a) çıkageldi. Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) ona:

“−Bu saatte buraya gelmenin sebebi nedir ey Ömer!” buyurdular. O da:

“−Açlık ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Rasûlullah Efendimiz (s.a.v):

“−Ben de biraz açlık hissediyorum” buyurdular.

Birlikte Ebü’l-Heysem et-Teyyihân el-Ensârî’nin evine gittiler. Ebü’l-Heysem (r.a), hurması ve koyunları bol olan bir kişi idi, hizmetçisi yoktu. Evde kendisini bulamadılar ve hanımına:

“−Efendin nerede?” dediler. Hanım:

“−Bize tatlı su getirmeye gitmişti” dedi.

Biraz beklediler, Ebü’l-Heysem (r.a) sırtındaki su kırbasıyla çıkageldi. Hemen kırbasını yere koydu, bir taraftan Peygamber (s.a.v) Efendimiz’e sarılıyor, bir taraftan da «Annem babam Size fedâ olsun yâ Rasûlullah!» diyordu. Sonra onları bahçesine götürdü ve altlarına bir yaygı serdi. Hurma ağaçlarından birinin yanına varıp bir dal kopardı ve aziz misafirlerinin önüne koydu. Allah Rasûlü (s.a.v):

“−Sadece olgunlarından getirseydin yeterliydi!” buyurdular. Ebü’l-Heysem (r.a):

“−Ey Allah’ın Rasûlü! Yaş, kuru hangisinden arzu ederseniz seçip yiyebilmeniz için böyle yaptım” dedi.

Hurmalardan yediler, tatlı sudan içtiler. Rasûlullah (s.a.v):

“−Canımı kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki bunlar, kıyamet günü size sorulacak olan nimetlerdendir: Serin gölge, tâze ve güzel hurma ve soğuk su…”

Ebü’l-Heysem (r.a) muhterem misâfirlerine yemek hazırlamak için kalktı. Rasûlullah (s.a.v):

“−Sakın hâ sütlü bir hayvan kesme!” buyurdular.

Ebü’l-Heysem (r.a) bir oğlak kesti, hazırlayıp getirdi ve hep birlikte yediler. Rasûlullah (s.a.v):

“−Hizmetçin var mı?” diye sordular. Ebü’l-Heysem (r.a):

“−Hayır” dedi. Rasûlullah Efendimiz (s.a.v):

“−Bize esir getirilirse yanımıza uğra!” buyurdular.

Bir müddet sonra Peygamber Efendimiz’e iki esir getirilmişti, üçüncüsü yoktu. Ebü’l-Heysem, Efendimiz’in yanına geldi. Rasûlullah (s.a.v) ona:

“−İkisinden birini seç!” buyurdular. Ebü’l-Heysem (r.a):

“−Ey Allah’ın Rasûlü, benim için siz seçiveriniz!” dedi. Rasûlullah (s.a.v):

“−İstişare edilen kimse güvenilir olmalıdır, (bildiği şeyi gizleyerek kendisiyle istişâre eden kişiye ihânet etmemeldir). Şunu al, zira onu namaz kılarken gördüm. Ona iyi davran!” buyurdular.

Ebü’l-Heysem (r.a) hanımına gitti ve Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in sözünü ona nakletti. Hanımı:

“−Rasûlullah (s.a.v)’in hizmetçiye iyi davranman husûsundaki tavsiyesini hakkıyla yerine getirebilmen için onu âzâd etmen gerekir” dedi. Ebü’l-Heysem (r.a) de:

“−O hürdür” dedi.

 Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdular:

“Allah’ın gönderdiği her peygamber ve devlet idarecisinin iki nevi sırdaşı ve yardımcısı vardır: Biri daima ona iyiliği emredip kötülükten sakındırır, biri de devamlı ona güçlük çıkarıp işini bozmak için uğraşır. Kim kötü sırdaş ve yardımcıdan korunmuş olursa gerçekten her türlü kötülükten korunmuş olur.” (Tirmizî, Zühd, 39/2369; Hâkim, IV, 145/7178; Buhârî, el-Edebü’l-müfred, no: 256. Krş. Müslim, Eşribe, 99, 140)