Arap Yarımadası’ndaki kabileleri tek tek hükmüne boyun eğdiren Rasûlullah Efendimiz (s.a.v), Mü’teSeferi ve TebükGazvesi’yle, İslâm’ın, kuzeydeki gücünü sağlamlaştırmış ve Şam diyârının fethine bir giriş yapmışlardı. Bundan sonra Allah Rasûlü (s.a.v), aynı hedefe göndermek üzere Medine ve civârındaki kabilelerden bir ordu kurmuşlar ve kumandanlığına da Üsâme bin Zeyd’i (r.a) getirmişlerdi. Üsâme (r.a) o esnâda on dokuz, yirmi yaşlarındaydı. Hz. Ömer (r.a) de bu orduda bulunuyordu. Ordu henüz hendeği geçmemişti ki Allah Rasûlü (s.a.v) vefat ettiler.
Ashâb-ı kiram, bazı karışıklıkların çıkmasından korkarak bu ordunun Medine’de kalmasını istediler. Ancak Ebû Bekir (r.a) ne pahasına olursa olsun Allah Rasûlü’nün hazırladığı ve göndermek istediği bir orduyu mutlakâ sefere çıkaracağını ve O’nun tâyin ettiği kumandanı aslâ değiştirmeyeceğini beyân etti.
Ebû Bekir (r.a) Medine’den çıkıp ordunun yanına gitti. Onları yola çıkardı ve bir müddet yanlarında yürüyerek uğurladı. Hz. Ebû Bekir (r.a) yaya yürüyor, genç kumandan Üsâme (r.a) ise at sırtında gidiyordu. Abdurrahman bin Avf (r.a) da Hz. Ebû Bekir’in bineğini çekiyordu. Bu durumdan rahatsız olan Üsâme (r.a):
“–Ey Rasûlullah’ın Halifesi! Yâ siz de binin ya ben de ineyim!” dedi.
Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir (r.a) şunları söyledi:
“–Vallahi ne sen ineceksin, ne de ben bineceğim. Şu ayaklarımı bir müddet Allah yolunda tozlandırsam ne zararım olur? Çünkü Allah Teâlâ, kendi yolunda cihâda çıkan gâzinin her adımına yedi yüz sevap yazar, onu yedi yüz derece yükseltir ve yedi yüz hatasını da siler.”
Sonra Sıddîk (r.a), genç kumandanı Üsâme’den Hz. Ömer’e müsâade ederek Medîne’de kendisine yardımcı bırakmasını ricâ etti. Üsâme (r.a) de ona izin verdi.[1]
Daha sonra işler biraz yoluna girince Hz. Ebû Bekir (r.a), İslâm dâvetinin, beşeriyeti zulüm ve azgınlık ateşinden ve Allah’tan başka şeylere kulluktan kurtarma hedefini gerçekleştirmek üzere Şâm ve Irâk diyârlarına fetih orduları gönderdi. Zîrâ Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyordu:
“Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın! (İnkâra) son verirlerse şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür.” (el-Enfâl, 39. Krş. el-Bakara, 193)
[1] Bkz. Taberî, Târîh, III, 226; İbn-i Kesîr, el-Bidâye, VI, 297-298; Ali el-Müttakî, X, 578-579/30268.