Hz. Ebû Bekir (r.a), ilk müslümanlardan olup Allah Rasûlü (s.a.v) Efendimiz’den hiç ayrılmamasına ve her şeyini O’nun yolunda fedâ etmesine rağmen oğlu Abdurrahman henüz müslüman olmamıştı. Bedir ve Uhud savaşlarında düşman saflarında yer aldı. Babası kendisiyle savaşmak istedi ancak Rasûlullah (s.a.v) buna mâni oldular. Abdurrahman, Hudeybiye Sulhü’nden sonra mütâreke günlerinde müslüman oldu ve Fetih’ten evvel hicret etti. Sahâbî oldu, İslâm’ını güzelleştirdi, şecaatiyle meşhur oldu ve müslümanlara faydalı olan takdire şâyan işler yaptı. Yemâme’nin fethinde bulundu, Müseyleme’nin yakın arkadaşı Muhakkem ibn-i Tufeyl’i bir surun gediğinde öldürerek Müslümanların oradan kaleye girmesine ve Müseyleme’ye ulaşmasına zemin hazırladı. Şam’ın fethinde bulundu. Müslümanların büyüklerinden ve efendilerinden idi. Hiç yalan söylediği duyulmamıştır. Yezid’e beyʻat etmemiş, Mekke’ye giderek orada vefat etmiştir.[1]
Müslüman olduktan sonra bir gün babasıyla sohbet ederken dedi ki:
“–Bedir savaşında bana iyice yaklaşmıştın (seni kolayca öldürebileceğim bir fırsat yakalamıştım), fakat senden uzaklaşıp gittim, seni öldürmedim.”
Ebû Bekir (r.a) ise ona:
“–Şayet orada sen bana yaklaşsaydın ben senden uzaklaşıp gitmezdim” dedi.[2]
Bu onun en büyük faziletlerinden biridir. Kalbindeki imanın büyüklüğü sebebiyle Allah yolunda kınayanın kınamasına aldırmamış, gözü Allah ve Rasûlü’nden başka bir şeyi görmemiştir.
Bazı müfessirlere göre “Allah’a ve ahiret gününe inanan bir toplumun -babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları da olsa- Allah’a ve Rasûlü’ne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin…”[3] âyetinin “oğulları” kısmına Hz. Ebû Bekir de dâhildir.”[4]