Müşrikler; İranlıların, Rumları mağlup etmelerini isterlerdi. Çünkü kendileri de onlar gibi puta tapan kimselerdi. Müslümanlar ise kitap ehli olduklarından Rumların İranlılara galip gelmelerini istemekte idiler. Müşrikler, Rumların mağlup olduğunu Ebû Bekir’e söylediler. Ebû Bekir (r.a) de bunu Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’e söyledi. Rasûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v):
“–Dikkat edin, Rumlar muhakkak galip gelecekler!” buyurdular.
Ebû Bekir (r.a) bunu müşriklere söyledi. Bunun üzerine onlar da:
“–Seninle bizim aramızda bir müddet tayin et, şayet biz bahsi kazanırsak şu ve şu kadar deve bizim olacak, eğer siz kazanırsanız şu ve şu kadar deve sizin olacak!” dediler.
Hz. Ebû Bekir (r.a) beş senelik bir müddet tayin etti. Fakat Rumlar bu zaman zarfında galip gelemediler. Hz. Ebû Bekir (r.a) bu durumu Nebiyy-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz’e bahsetti. Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz de:
“–Bu zamanı on seneye kadar uzatsaydın!” buyurdular.
Zirâ âyette geçen “Bid’” kelimesi, on’dan aşağı sayıları ifade eder.
Bundan sonra Rumlar galip geldiler. İşte Allah Teâlâ’nın şu sözlerinde bahsedilen hâdise budur:
“Elif. Lâm. Mîm. Rumlar, (Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın bir yerde mağlûbiyete uğradılar. Hâlbuki onlar, bu mağlûbiyetten sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir. Eninde sonunda emir Allah’ındır. O gün mü’minler de Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. Allah dilediğine yardım eder.” (er-Rûm, 1-4)
Râvî Süfyân Sevrî (r.a) şöyle der:
“İşittiğime göre Rumlar, Bedir günü İranlılara galip gelmişler.” (Tirmizî, Tefsîr, 30/3193, 3194; Ahmed, I, 276; Kurtubî, XIV, 3)
Bu hâdise, bahse girmenin haram kılınmasından evvel idi. Cenâb-ı Hakk’ın verdiği haber doğru çıkınca pek çok kişi müslüman oldu. (Tirmizî, Tefsîr, 30/ 3194)
Peygamberliğin 8. senesinde İranlılar, Rumları (Bizans’ı) mağlup etmişlerdi. Rumların şehirlerini yakıp yıkarak İstanbul’a kadar ilerlemişler ve Bizans imparatorunu ağır tazminat ödemeye mecbur bırakmışlardı. İranlılar putperest olduğu için, Mekkeli müşrikler onların gâlibiyetine çok sevindiler. Ehl-i kitâb olan Rumların yenilmeleri ise, müslümanları mahzûn etti. Çünkü ehl-i kitap olan yahudi ve hristiyanlar, her ne kadar dinlerini bozmuş da olsalar müslümanlara putperestlerden daha yakındırlar. Allah’a îmân eden kimseler, puta tapanlara ve ateistlere karşı aynı yerde dururlar.
Allah Teâlâ, yukarıdaki âyetlerde gelecekten haber vererek iki büyük müjdeyle mü’minleri sevindirmişti: Hem İslâm’a daha yakın olan Rumların putperestleri yeneceğini hem de aynı vakitlerde müslümanların müşriklere karşı zafer kazanacağını bildiriyordu. O günlerde hiç kimse ne müslümanların ne de Rumların üç-beş sene gibi kısa bir sürede düşmanlarını yeneceğini hayal bile edemiyordu. Lâkin durum Cenâb-ı Hakk’ın haber verdiği gibi oldu. Rumlar hiç beklenmedik bir şekilde birdenbire kuvvetlenerek İranlıları ağır bir hezîmete uğrattılar. Herakliyus 624’te Azerbaycan’a kadar ilerlediğinde müslümanlar da Bedir zaferini kazandılar. Rumlar 627’de en büyük darbeyi vurarak nihaî zaferlerini kazanırken, müslümanlar da fetihlerin anahtarı ve feth-i mübîn olarak isimlendirilen Hudeybiye Sulhü’nü gerçekleştirdiler.
İşte Hz. Ebû Bekir (r.a), Allah ve Rasûlü’ne olan yakînî imanı ve tam teslîmiyeti sayesinde daha dünyadayken bir defa daha kazanmış oldu.
Kur’ân-ı Kerîm’in verdiği bu haber, mü’minlerin, beldelerinin haricindeki siyâsî gelişmeleri izlemelerinin ne kadar ehemmiyetli olduğunu göstermektedir.