Habis Kâr

Hz. Ömer (r.a) mevcut malların tedâvülünü ve çalıştırılmasını isterdi. Zira her sene verilen zekât, zamanla o malı yiyip bitirirdi.

Hz. Ömer’in yanında bir yetimin malı vardı. Onu, ticaret yaparak artırması için Hakem ibn-i Âs es-Sekafî’ye verdi. Zira kendisi hilâfet mes’ûliyetiyle meşgul olduğu için ticarete vakit bulamıyordu. Kâr on bin dirhemden yüz bin dirheme çıkınca Ömer (r.a) kazanç yolundan şüphelendi. Bir de öğrendi ki tâcir, alışveriş yaparken mal sâhibi olan yetimin Hz. Ömer’le olan yakınlığını kullanıyor… Bunun üzerine Ömer (r.a) kârın tamamını reddetti ve anaparayı tâcirden geri aldı. Makâm ve mevkîyi kullanarak elde edilen kârı, habîs (pis) saydı.

Ömer (r.a) vâlilerine de aynı esasla muâmele ediyor, devletteki mevkîlerini şahsî menfaatleri için kullanmalarına kesinlikle müsâade etmiyordu. Eğer vâlileri mallarını ticâretle artırmışlarsa, ihtiyâten servetlerinin yarısını Beytü’l-mâl’e alıyordu.[1]

Ömer (r.a) akrabalarını da, kendisine yakınlıkları vesilesiyle menfaat elde etmekten menetti.[2]



[1] Ekrem Ziyâ Ömerî, Asru’l-Hilâfeti’r-Râşide, s. 213-214.

[2] Ekrem Ziyâ Ömerî, Asru’l-Hilâfeti’r-Râşide, s. 256-257.