Yeter ki Borçlu Çıkmayayım

Ömer (r.a), Cuma günü hutbe okudu. Önce Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’i zikretti, sonra da Hz. Ebû Bekir’den bahsetti. Sözlerine devam ederek şunları söyledi:

“–Ben rüyâmda bir horoz gördüm, bana üç gaga vurdu. Bunu, ecelimin yaklaştığına yordum. Bazı kimseler, yerime birini seçmemi söylüyorlar; Allah ne dinini, ne hilafetini, ne de Rasûlü (s.a.v) ile gönderdiği şeyi zâyi edecek değildir. Eğer ecelim çabucak gelirse hilâfet, Rasûlullah (s.a.v) ölürken kendilerinden râzı bulunduğu şu altı kişinin[1] müşâveresi ile belirlenecektir. Ben biliyorum ki, bazıları bu işe dil uzatacaklardır. Bunlar benim şu elimle İslâm’a kattığım kimselerdir. Eğer bunu yaparlarsa bilin ki, onlar ancak Allah’ın düşmanlarıdır, kâfırlerdir, sapıklardır…”

Sonra şöyle niyâzda bulundu:

“Ey Rabbim, Sen’i, şehirlerin başına getirdiğim idârecilere şâhid kılıyorum. Ben onları, adâletli olsunlar ve halka dinlerini, Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in Sünnet’ini öğretsinler, ganimetleri aralarında taksim etsinler, dînî mes’elelerde müşkilatla karşılaşınca onu bana bildirsinler diye başlarına tayin ettim…”

Hz. Ömer’in bu hutbesinden bir Cuma geçmişti ki hançerlendi… (Müslim, Mesâcid, 78)

Yaralıyken kendisine:

“–Yerinize birini tâyin etseniz!” denildi. O da:

“–Sizin mes’ûliyetinizi sağken üstlendiğim gibi vefat ettikten sonra da mı taşıyayım? Ben yaptığım halîfelik husûsunda bir mükâfât beklemiyorum. Bu vazîfe sebebiyle kazandığım sevaplarla vebâlin baş başa olmasını ne kadar isterim! Ne lehime ne de aleyhime! Yeter ki muâheze edilmeyeyim!” şeklinde cevap verdi. (Müslim, İmâret, 11)

Oğlu Abdullah’ı yerine bırakması söylendiğinde de:

“–Bir evden bir kurban yeter!” cevabını vermişti.

Dünya ve insanların en büyük ihtirası olan riyaset karşısında ne büyük bir zâhitlik! Ve mes’ûliyet şuuru ile âhirette verilecek hesap korkusunun zirvede buluştuğu müstesnâ bir şahsiyet!



[1] Bu sahâbîler Hz. Osman, Hz. Ali, Talha, Zübeyr, Sa’d b. Ebî Vakkas ve Abdurrahman b. Avf (r.anhüm) hazretleridir.