Ömer (r.a) bir gece kontrol maksadıyla şehrin sokaklarında dolaşırken bir evde kandil yanmakta olduğunu gördü. Eve yaklaştığında ihtiyar bir kadının eğirmek için okla yün diddiğini ve şu meâlde bir şiir okuduğunu duydu:
“Sâlihlerin selâm ve duâsı Muhammed (s.a.v)’in üzerine olsun. Yâ Rasûlallah! Bütün seçkin kimseler Sana rahmet okusun. Sen geceleri ibâdet eder, seher vakitleri çokça ağlardın. Ama ölüm merhale merhale herkese erişiyor. Âh! Bir bilseydim âhiret yurdu beni Sevgilim’le bir araya getirecek mi?”
Kadın bu sözüyle Nebiyy-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz’i kastediyordu.
Ömer (r.a) oturup ağlamaya başladı. Sonra kapıyı çaldı. İhtiyar kadın kim olduğunu sordu:
“–Ömer ibnü’l-Hattâb” cevâbını verdi.
Kadın:
“–Ömer’in benimle ne işi var, bu saatte burada ne arıyor?” diye endişelenince:
“–Allah Teâlâ sana rahmet eylesin, aç şu kapıyı! Senin için korkulacak bir şey yok!” dedi.
Kadın kapıyı açınca, Ömer (r.a) ona:
“–Biraz önce söylediğin şiiri bir daha oku!” dedi.
Kadın da okudu. Son mısraya gelince Ömer (r.a):
“–Beni de aranıza katmanı ricâ ediyorum!” dedi.
Bunun üzerine kadın son mısrâyı:
“Âh! Bir bilseydim âhiret yurdu Sevgilim’le beni ve Ömer’i bir araya getirecek mi? Ey Gaffâr olan Allah’ım, onu mağfiret eyle!” diye bağladı.
Ömer (r.a) da bundan çok memnûn olarak geri döndü. (İbnü’l-Mübârek, ez-Zühd ve’r-Rakâik, s. 362/1024; Ali el-Müttakî, XII, 562/35762)