Kur’an Ehline İhsanda Bulunayım!

Kinâne el-Adevî anlatıyor:

Ömer ibnü’l-Hattâb (r.a) ordu kumandanlarına:

“Kur’ân’ı ezberlemiş zevâtı tespit edip bana bildirin, onlara şeref bahşedip ihsânlarda bulunayım ve etrafa göndereyim ki insanlara Kur’ân’ı öğretsinler!” diye yazmıştı.

Ebû Mûsâ el-Eş’arî (r.a), Hz. Ömer’e, idâresi altında 300 küsur Kur’ân hâfızı bulunduğunu haber verdi. Ömer (r.a) da o hâfızlara hitâben bir mektup yazdı. Orada yer alan nasihatlerin bir kısmı şöyledir:

“Biliniz ki Kur’ân, sizler için bir sevap ve şeref hazînesidir. O’na tâbî olunuz. O’nu kendinize uydurmayınız. Kim Kur’ân’ı kendisine uydurursa Kur’ân o kimseyi tepe üstü düşürür, tâ Cehennem’e atıverir. Her kim de Kur’ân’a tâbî olursa, Kur’ân onu Firdevs Cennetlerine ulaştırır. Gücünüz yeterse Kur’ân’ın sizlere şefâatçi olmasını, hasmınız olmamasını temine çalışınız. Zîrâ Kur’ân’ın şefâat ettiği kimse Cennete, dâvâcı olduğu şahıs da Cehennem’e gider. Biliniz ki bu Kur’ân hidâyet menbaı ve ilimlerin en parlağıdır. O, Rahmân’dan gelen, kendisiyle kör gözlerin, sağır kulakların ve kilitli kalblerin açıldığı en son kitaptır…” (Ali el-Müttakî, II, 285-286/4019)

Kur’an, kendisiyle meşgul olup ahkâmını tatbik eden insanları yüceltir, sırt çevirenleri ise alçaltır. Ömer (r.a) da her mü’min gibi Kur’an ehline hürmet etmiş, onları aziz tutmuştur.