İmâm Mâlik (r.a), zamanın halîfesine yazdığı bir mektubunda şöyle der:
“Ömer (r.a) 10 defa hac yaptı. Benim bildiğime göre bir haccında ancak 12 dinar harcardı. Çadırda değil, ağaç gölgesinde konaklardı. Süt kırbasını boynunda taşırdı. Çarşı pazar dolaşır, ordakilerin hâlini sorardı. Malum olduğu üzere, yaralandığı zaman ashâb-ı kirâm yanına geldiler, onu medih ve senâda bulundular. Ömer (r.a) ise onlara şöyle dedi:
«–Böyle sözlere kapılan aldanmıştır. Eğer dünya dolusu altın olsa, mahşer gününün korkularından kurtulmak için onların hepsini fedâ ederdim!»
Ömer (r.a) ki, her işi doğru ve adâlet üzereydi. Herşeyde muvaffak olmuştu. Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) onu Cennet’le müjdelemişti. Bununla birlikte o yine korku içinde, üzerine aldığı müslümanların işlerini daha iyi idâre edebilme gayretinde idi. O böyle düşünürse başkalarının hâli nice olur!
Sen Allah’a yaklaştıran işler yap ki, onlar da yarın seni kurtarsın. Seni ancak amelinin kurtaracağı o dehşetli günden kork! Geçmiş insanlardan iyiler sana örnek olsun. Takvaya sarıl! Her ne iş yapmak istersen, takva sana rehber olsun. Sana yazdıklarımı her zaman göz önünde tut! Onlara uymayı, onları almayı ve onlara göre hareket etmeyi kendine vazîfe bil. Allah’tan tevfik, hidâyet ve irşad niyaz ederim.” (Kadı Iyâz, Tertîbü’l-Medârik, Dâru kütübi Mısrıyye, s. 271)