Mağlûb edilen Temîm kabîlesinin eşrâfı, müslümanlar tarafından esir alınan yakınlarını kurtarmak için kalabalık bir heyetle ve yanlarında şâirleri olduğu hâlde Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz Hazretleri’nin huzur-i âlîlerine gelmişlerdi. Müslümanlarla şiir söyleme ve güzel konuşma üzerine yarıştılar. Ancak Kur’an’ın fesâhat ve belâğatıyla dilleri terbiye edilen müslüman şâir ve hatiplerin, kendilerinden daha üstün olduğunu îtiraf etmek mecburiyetinde kaldılar. Şâirlerinden ve önde gelen sîmâlarından olan Akrâ bin Hâbis:
“–Bu zâtın hatîbi, bizim hatîbimizden, şâiri de bizim şâirimizden üstündür. Onların sesleri, bizim seslerimizin fevkindedir!..” diyerek arkadaşları ile birlikte îmân etti. Allah Rasûlü (s.a.v) de heyet üyelerine bol miktarda hediyeler verdi. (İbn-i Hişâm, IV, 232)
O esnâda Ebû Bekir (r.a) ile Ömer (r.a), Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in huzûrunda biraz tartıştılar. Bunun üzerine şu âyet-i kerîmeler nâzil oldu:
“Ey îmân edenler! Allah’ın ve Rasûlü’nün önüne geçmeyin! Allah’tan korkun! Şüphesiz Allah işitendir, bilendir. Ey îmân edenler! Seslerinizi Peygamber’in sesinden fazla yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi Peygamber’e yüksek sesle bağırmayın; yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa çıkıverir.” (el-Hucurât, 1-2)
Bundan sonra Ömer (r.a), Nebiyy-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz’in huzûrlarında konuştuğu zaman sesini o kadar kısardı ki, Rasûlullah (s.a.v) onun sözünü işitemez, ne söylediğini kendisine sormak mecbûriyetinde kalırlardı. (Buhârî, Meğâzî, 68)