Hâris ibn-i Hişâm ile Süheyl ibn-i Amr (r.a), Hz. Ömer’in yanına geldiler. Onu aralarına alarak oturdular. Bir müddet sonra ilk Muhâcirler gelmeye başladı. Her bir Muhâcir geldikçe Ömer, “Şöyle biraz açıl ey Süheyl! Biraz ileri git de yer ver ey Hâris!” diyerek onları uzaklaştırıyor, Muhâcirleri yakınına oturtuyordu. Sonra Ensâr gelmeye başladı. Ömer (r.a) yine Süheyl ile Hâris’e, yeni gelen Ensâr için yer açmalarını söyledi. Öyle ki onlar insanların en sonuna oturdular.
Hz. Ömer’in yanından çıktıklarında Hâris, Süheyl’e:
“–Ömer’in bize yaptığını gördün mü?” dedi. Süheyl (r.a) da:
“–Onu kınamaya hakkımız yok. Biz kendimizi ayıplayalım. Bu durumu başımıza kendimiz getirdik. O insanlar İslâm’a çağrıldıkları zaman, hemen koştular, beklemeden kabul ettiler. Biz çağrıldığımızda ise yavaş davrandık, geri kaldık!” dedi.
İnsanlar Hz. Ömer’in yanından ayrılınca, Hâris ile Süheyl (r.a) tekrar onun yanına varıp:
“–Ey Mü’minlerin Emîri! Bugün yaptıklarınızı gördük. Lâkin şunu da biliyoruz ki bu durumu başımıza kendimiz getirdik. Acaba bu hatânın telâfisi mümkün müdür?” dediler.
Ömer (r.a):
“–Bunun telâfisi ancak şu şekilde olabilir” dedi ve Rûm tarafındaki cephelere işâret etti.
Bunun üzerine o mübârek sahâbîler de cihâd için çıkıp Şam’a gittiler ve şehîd düşünceye kadar bir daha dönmediler.[1]
Ömer (r.a), insanlara, İslâm’a girişlerindeki önceliğe ve mânevî mevkîlerine göre kıymet verirdi.
[1] İbn-i Asâkir, Târîhu Dımeşk, XI, 503; İbn-i Kesîr, Müsnedü Emîri’l-Mü’minîn, Dâru’l-Vefâ, 1411, II, 535. Krş. Hâkim, III, 318/5227.