Umulur ki Allah Bereket İhsân Eder

Tebük Gazvesi’nde yol uzun, sıcak şiddetli, yiyecek ve içecek ise kısıtlıydı. Ashâb-ı kirâmın yiyecekleri azalmış, açlık sıkıntısı çekmeye başlamışlardı. Peygamber (s.a.v) Efendimiz’e gelerek:

“–Ey Allah’ın Rasûlü! İzin verseniz de develerimizi kesip yesek ve iç yağı elde etsek?” dediler.

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v):

“–Peki, öyle yapın!” buyurdular.

Ömer (r.a) hemen gelerek:

“–Ey Allah’ın Rasûlü! Eğer develeri kesmelerine izin verirseniz, bineklerimiz azalır. İsterseniz onlara, ellerinde kalan azıkları getirmelerini emir buyurunuz, sonra da ona bereket vermesi için Allah’a duâ ediniz. Umulur ki Allah, bereket ihsân eder!” dedi.

Bunun üzerine Rasûlullah Efendimiz (s.a.v):

“–Peki, öyle yapalım!” buyurdular ve deriden bir yaygı isteyip yere serdiler. Sonra da elde mevcut erzâkın getirilmesini emrettiler. Kimi bir avuç darı, kimi bir avuç hurma ve kimi de ekmek parçacıkları getirdi. Yaygı üzerinde gerçekten pek az bir şey birikmişti. Allah Rasûlü (s.a.v), bereket vermesi için Allah’a duâ ettikten sonra:

“–Kaplarınızı getirip bundan alınız!” buyurdular.

Ashâb-ı kirâm kaplarını doldurdular. Öyle ki, ordugâhta doldurmadık bir tek kap bırakmadılar. Sonra da doyuncaya kadar yediler. Buna rağmen bir hayli yiyecek de arttı.

Bunun üzerine Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdular:

“–Allah’tan başka ilâh olmadığına ve benim Allah’ın Rasûlü olduğuma şehâdet ederim. Bu ikisine şeksiz şüphesiz îmân etmeden Allah Teâlâ’nın huzuruna çıkan bir kul, mutlaka Cennet’ten mahrum bırakılır.” (Müslim, Îman, 45)

Cennet’e girebilmek için Allah’a îman ile birlikte Rasûlullâh (s.a.v) Efendimiz’e îmân etmek de şarttır.