Allah Yolunda Cihâd Edenler

Nu’mân ibn-i Beşir (r.a) anlatıyor:

Allah Rasûlü’nün Minber’i yanında duruyordum. Bir adam:

“–Ben müslüman olduktan sonra başka bir amelde bulunmasam bile aldırmam, ancak hacılara su dağıtmam hâriç!” dedi.

Bir diğeri:

“–Ben de müslüman olduktan sonra başka bir iş yapmasam buna hiç ehemmiyet vermem, ancak Mescid-i Haram’ı imâr edip bakımını yapmam ve hizmetinde bulunmam hâriç!” dedi.

Bir üçüncüsü de:

“–Allah yolunda cihâd, söylediklerinizden daha üstün bir ameldir” dedi.

Ömer (r.a) onlara müdahale ederek konuşmaktan menetti ve:

“–Nebiyy-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz’in minberi yanında sesinizi yükseltmeyin! Bugün Cuma’dır. Namazı kılınca ben Allah Rasûlü (s.a.v) Efendimiz’in huzuruna çıkar, ihtilâf ettiğiniz mes’eleyi sorarım” dedi.

Bunun üzerine Allah Teâlâ şu âyet-i kerîmeleri indirdi:

“Siz hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram’ı îmâr etmeyi (hizmetinde bulunmayı), Allah’a ve âhiret gününe iman edip de Allah yolunda cihâd edenlerin yaptığıyla bir mi tutuyorsunuz? Hâlbuki onlar Allah katında eşit değillerdir. Allah zâlimler topluluğunu hidayete erdirmez. İman edip de hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihâd edenler, rütbe bakımından Allah katında daha üstündürler. Kurtuluşa erenler de işte onlardır.” (et-Tevbe, 19-20) (Müslim, İmare, 111)

Bazı insanlar, câhiliye döneminden beri yaptıkları hacılara su ikrâm etme ve Mescid-i Haram’ın hizmetlerini deruhte etme gibi vazîfeleri sebebiyle övünmek istemişlerdi. Yüce Rabbimiz, Allah’a ve âhirete îman ederek bu uğurda hicret eden, meşakkatlere katlanan, malları ve canlarıyla Allah yolunda cihâd edenlerin daha üstün olduğunu beyân etti.