Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) Huneyn ganimetini dağıttığı esnâda Benî Temimlerden Zü’l-Huvaysıra isimli biri gelip Peygamber Efendimiz’in başucuna dikilmiş ve:
“–Yâ Muhammed! Ben bugün yaptığın şeyi gördüm!” demişti. Rasûlullah (s.a.v):
“–Ne gördün?” diye sorduklarında Zü’l-Huvaysıra:
“–Senin adâlet yapmadığını gördüm! Âdil davran ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Rasûlullah (s.a.v) gazaplandılar. Ona:
“–Yazıklar olsun sana! Ben âdil olmazsa kim adâlete riâyet eder?! Ben adâletle davranmış olmasaydım, umduğuma eremezdim; sen de, bana tâbi olduğun için ziyan etmiş, eli boşa çıkmış olurdun!” buyurdular.
Hz. Ömer (r.a):
“–Yâ Rasûlallah! İzin ver! Onun boynunu vurayım!” dedi.
Rasûlullah (s.a.v):
“–Hayır, bırak onu! Onun birtakım taraftarları olacaktır ki, kendilerini iyice dine vermiş görünecekler. Herhangi biriniz, onların namazı yanında kendi namazını, onların oruçları yanında kendi orucunu küçümseyecek!
Onlar Kur’ân da okuyacaklar! Fakat okudukları Kur’ân köprücük kemiklerinden ileri geçmeyecek! Onlar, okun yaydan çıktığı gibi, dinden, İslâm’dan fırlayıp çıkacaklar! Öyle ki, çıkan okun demirine bakılır, onda hiçbir şey, hiçbir iz bulunmaz! Sonra okun yaya giriş yerine bakılır, orada da hiçbir şey bulunmaz! Sonra okun ağaç kısmına bakılır, orada da hiçbir şey bulunmaz! Sonra okun yelesine bakılır, orada da hiçbir şey bulunmaz! Hâlbuki ok atılanın bağrını delip geçmiş, fakat oka bir şey bulaşmamıştır! Onlar, müslümanlar tefrikaya düştüğü zaman ortaya çıkacaklardır!
Bir adam görürsün ki onun pazularından birinde kadın memesine yahut sallanan bir et parçasına benzeyen bir fazlalık vardır!” buyurdular.
Hadîsin râvîsi Ebû Saîdi’l-Hudrî (r.a) şöyle der:
“Ben bunu Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’den işittiğime şehadet ederim. Yine şehadet ederim ki Ali bin Ebû Tâlib (r.a) onlarla çarpışmıştır. O esnâda ben de yanındaydım. Bu adamın aranmasını emretti. Adam bulunup getirildi. Baktım, aynen Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in tarif ettiği gibiydi!”[1]
Bu hâdise üzerine şu âyet-i kerime nâzil olmuştur:
“Onlardan sadakaların (taksimi) hususunda Sen’i ayıplayanlar da vardır. Onlara verilirse râzı olurlar, verilmezse hemen kızarlar. Eğer onlar Allah ve Rasûlü’nün kendilerine verdiğine râzı olup, «Allah bize yeter, yakında bize Allah da lütfundan verecek, Rasûlü de. Biz yalnız Allah’a rağbet edenleriz» deselerdi (daha iyi olurdu).” (et-Tevbe, 58-59)
Bu îtiraz eden şahıs, daha sonra çıkan Hâricîlerin başı (aslı) olmuştur. (Vâhıdî, s. 253)
Hz. Ömer’in haksızlığa hiç tahammülü yoktu. Keskin firaseti ve “Fârûk” vasfıyla ânında hakkı görür, derhal gerekeni yapardı. Lâkin Efendimiz (s.a.v) müslüman olduğunu söyleyen hiç kimsenin öldürülmesine müsâade etmemişlerdi.
[1] Bkz. Buhârî, İstitâbe, 7, Menâkıb, 25; Edeb, 95; Fedâilü’l-Kur’ân, 36; Müslim, Zekât, 154; İbn-i Mâce, Mukaddime, 12/172; Ahmed, II, 219; III, 56, 65; İbn-i Hişâm, IV, 144; Vâkıdî, III, 948.