5. Mânanın Tahakkukuna İşaret Etmesi

Bazı âyetlerin mânası herkes tarafından tam olarak anlaşılamıyordu. Ebû Bekir (r.a), âyetlerin kastettiği şeyler gerçekleştikçe bunlarla âyetler arasında bağlantı kurarak âyetten kastedilenin bu gerçekleşen hâdise olduğunu ifade ediyordu. Bununla ilgili bulabildiğimiz birkaç rivayeti buraya alıyoruz:

1. Misal: Rasûlullah (s.a.v) vefat edince müslümanlar mescidde ağlamaya başlamışlardı. Hz. Ömer; “Hiç kimsenin «Muhammed öldü» dediğini duymayayım! Yoksa kılıcımla boynunu vururum. Rasûlullah (s.a.v), Hz. Musa’nın bayıldığı gibi bayılmıştır” diyerek konuşup duruyordu. Öyle ki çok konuşmaktan ağzı köpürmüştü. Ebû Bekir (r.a), acı haberi alınca hemen atına binip Medine’ye geldi. Rasûlullah’ın yüzünü açtı. Sonra üzerine kapandı, ağlayarak alnından öptü ve; “Vallahi, Rasûlullah (s.a.v) vefat etmiş! İnnâ lillah ve innâ ileyhi râciûn. (Bizler Allah’a aidiz, Allah’ın kullarıyız ve yine O’na dönücüleriz.) Anam babam, sana feda olsun. Vallahi Allah sana ölüm acısını iki kere tattırmayacak. Sen bir kere ölmüş ve mukadder olan ölüm geçidini geçmiş bulunuyorsun. Bundan sonra senin için bir daha ölmek yoktur. Vâh benim peygamberim!” dedi. Sonra eğilip yüzünden öptü. Sonra da; “Sen sağ iken de güzeldin, vefatından sonra da güzelsin. Senin sağlığın da vefatın da ne güzel!” diyerek Allah Rasûlü’nün yüzünü örtüp dışarı çıktı. Ömer (r.a), hâlâ Nebiyy-i Ekrem’in vefat etmediği yönündeki konuşmasını sürdürüyordu. Ebû Bekir ona; “Otur artık ey Ömer!” dedi. Sonra şöyle konuştu: “Allah Teâlâ, Rasûlü’ne daha aranızda iken vefat haberini vermişti. Sizlerin de (eceliniz gelince) öleceğinizi haber vermiştir. Rasûlullah (s.a.v) vefat etmiştir. Sizden de hiç kimse sağ kalmayacaktır. Kim Muhammed’e tapıyor ise bilsin ki, Muhammed (s.a.v) vefat etmiştir. Kim de Allah’a ibadet ediyorsa, hiç şüphesiz Allah Hayy’dır, ölümsüzdür. Allah Teâlâ: «Muhammed, bir Rasûl’dür. Ondan önce de rasûller gelip geçmiştir. Şimdi o, ölür veya öldürülürse, ökçelerinizin üzerinde gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz?…»[1] buyurmuştur.”

İnsanlar bu âyet-i kerimeyi işitince Rasûl-i Ekrem’in vefat ettiğine artık iyice kanaat getirdiler. Yüksek sesle ağlamaya başladılar. İnsanlar o derece şaşkınlığa düşmüşlerdi ki, Ebû Bekir okuyuncaya kadar, sanki bu âyetin nâzil olduğunu bilmiyor gibiydiler. Nitekim Hz. Ömer şöyle der: “Vallahi o güne kadar bu âyeti sanki hiç işitmemiş gibiydim. Onu Ebû Bekir’den dinleyince dehşet içinde kaldım. Ayaklarım beni tutmaz olmuştu. Dizlerimin bağı çözüldü ve bulunduğum yere yığılıverdim.”[2]

Ebû Bekir (r.a), Allah Rasûlü’nün vefatına, “Muhakkak sen de öleceksin, onlar da ölecekler”[3] âyetiyle de istişhâd etmiştir.[4] Âyetlerde Allah Rasûlü’nün tadacağı bildirilen “ölüm”ün, her insanın başına gelen hakiki mânadaki ölüm olduğunu insanlara anlatmıştır.

2. Misal: Bir gün Allah Rasûlü (s.a.v) şâirin bir beytini şöyle okudu:

كَفَى بالإسْلام والشيْب للمرْء نَاهيًا

Ebû Bekir (r.a); “Yâ Rasûlallah, şair o beyti şöyle söylemişti” dedi:

كَفى الشَّيْبُ وَالْإِسْلَامُ لِلْمَرْءِ نَاهِيًا

Şiir Rasûl-i Ekrem’in lisanına yine önce okuduğu gibi geldi. Bunun üzerine Ebû Bekir veya Ömer (r.a) hemen, “Biz ona şiir öğretmedik. Zaten ona yaraşmazdı da. Onun söyledikleri, ancak Allah’tan gelmiş bir öğüt ve apaçık bir Kur’ân’dır”[5] âyetini okudu.[6]

Yine Allah Rasûlü (s.a.v) bir beyti وَيَأْتِيكَ مَنْ لَمْ تُزَوِّدْ بِالْأَخْبَارِ şeklinde okumuştu. Ebû Bekir (r.a); “Şiir böyle değil” deyince Rasûlullah (s.a.v); “Vallahi ben şair değilim ve bu bana gerekmez de!” buyurdu.[7]

Rasûlullah (s.a.v), kahramanlık şiirleriyle tanınan sahabi Abbas b. Mirdâs’ın (v. Hz. Osman devri) bir beytini de yine farklı okuyunca Ebû Bekir (r.a) kalkıp alnından öpmüş ve yukarıdaki âyet-i kerimeyi okumuştur.[8] Süyûtî’nin nakline göre ise “Anam babam sana feda olsun, sen ne bir şairsin ne de şiir nakleden bir râvî! Bu sana gerekmez de” demiştir.[9] Böylece yukarıdaki âyette, Rasûl-i Ekrem’in şiir söylemesi bir tarafa, onu nakletmekten bile uzak tutulmasına işaret edildiğini iyice anlamış ve bunu ifade etmiştir. Allah Rasûlü’nün şiiri okurken kelimelerinin yerini değiştirdiğini görünce, âyette kastedilen mânalardan birinin de bu olduğunu söylemiştir.

3. Misal: Hz. Ebû Bekir son günlerinde iyice ağırlaşınca Âişe (r.a) başında bir şiir okumuştu. Ebû Bekir; “Hayır, öyle değil kızım. Lâkin şöyle de: «Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir de: İşte (ey insan) bu, senin öteden beri kaçtığın şeydir, denir».” dedi.[10] Böylece yaşadığı halin, âyette bahsedilen şey olduğunu ifade etmiş oldu.

Örneklerde görüldüğü üzere bir âyetin ifade ettiği mâna gerçekleştiğinde Hz. Ebû Bekir hemen o âyeti hatırlayarak okumuş ve âyette kastedilen mânanın, meydana gelen o hâdise olduğuna işaret etmiştir. Bu da tefsir açısında önemli bir bilgidir.


[1] Âl-i İmrân 3/144.

[2] Bkz. Buhârî, Meğâzî, 83; Abdürrezzâk, Musannef, V, 436; Heysemî, IX, 32; İbn Saʻd, II, 266-272; İbn Kesîr, Tefsîr, II, 129. İbn Kesîr, bu hâdisenin, kaynaklarımızın pek çoğunda müteaddid rivayetlerle geldiğini ve kesinlik ifade ettiğini söyler.

[3] ez-Zümer 39/30.

[4] İbn Kesîr, Tefsîr, VII, 96.

[5] Yâ-sîn, 69.

[6] İbn Saʻd, I, 382 (rivayet “mürsel”dir); Taberî, Tefsîr, XX, 549; İbn Ebî Hâtim, X, 3200; Saʻlebî, VIII, 135; Beğavî, VII, 26; İbn Atıyye, IV, 462; İbn Kesîr, Tefsîr, VI, 588-590; İbn Hacer, el-İsâbe, III, 206.

[7] Abdurrazzak, Tefsir, III, 86; İbn Ebî Hâtim, X, 3200; Beğavî, VII, 27; İbn Kesîr, Tefsîr, VI, 590. Rivayetin “mürsel” olduğu söylenmiştir.

[8] Saʻlebî, VIII, 135

[9] Süyûtî, ed-Dürrü’l-mensûr, VII, 72.

[10] Kâf 50/19. Taberî, Tefsîr, XXII, 346; Ebû Nuaym, Maʻrifetü’s-sahâbe, I, 31; İbn Kesîr, Tefsîr, VII, 399-400.