Umumi olarak bütün ashab-ı kiram, Kur’ân-ı Kerim’i çokça okur, onu okumadıkları ve sayfalarına bakmadıkları bir günün geçmesini istemezlerdi. Sabah kalktıklarında ilk yaptıkları iş Kur’ân’ı yüzünden okumak olurdu. Hatta göz rahatsızlığı olanlara Mushaf-ı Şerif’e bakmayı tavsiye ederlerdi.[1]
Kur’ân ile meşgul olmaya teşvik eden çok sayıdaki âyet ve hadisler sebebiyle sahabeden pekçok kişi hâfız olmuştur. Bi’r-i Maûne, Yemâme[2] ve benzeri savaşlarda çok sayıda hâfızın şehit olması bunun en büyük delilidir. Kaynaklarda bize isimleri nakledilen hâfızlar ise hayatta kalan ve Medine veya yeni fethedilen yerlerde Kur’ân öğretmeye devam eden hâfız sahabilerin isimleridir. Bu sebeple hâfızların sayısını tam olarak tesbit edebilmek neredeyse mümkün değildir.[3]
Dört halife, bilhassa da Hz. Ebû Bekir, Kur’ân’ı baştan sona ezberleyen sahabiler arasında idiler.[4] Ebû Bekir’in İslâm’ın ilk yıllarında rakik bir kalple okuduğu Kur’ân’ı dinlemek için insanların etrafına toplandığını, müşriklerin bundan rahatsız olarak “çocuklarımızın ve hanımlarımızın aklını çelecek” diye buna mâni olmak istediklerini daha önce zikretmiştik. O da evinin bahçesine bir mescid yaparak namazına ve Kur’ân tilavetine orada devam etmişti. Namaz, Kur’ân ile çok sıkı bağı olan bir ibadettir. Çokça namaz kılan bir insanın ezberinde çok Kur’ân olduğu anlaşılır.[5] Ebü’l-Hasan el-Eşʻarî, Hz. Ebû Bekir’in Kur’ân’ı en iyi bilen bir kişi olduğuna, Rasûlullah’ın son günlerinde ısrarla onu imamete geçirmesini delil gösterir. Zira Nebiyy-i Ekrem’in; “Bir topluluğa, içlerinden Allah’ın Kitâbı’nı en çok okuyup belleyen ve okumaya en evvel başlayan kişi imam olsun!”[6] buyurduğu sabittir. Ebû Bekir Kur’ân’ı sahabenin en iyi bileni olmasaydı Rasûlullah hiç onu imamete geçirir miydi?[7] Diğer taraftan Hz. Ebû Bekir’in namaz kıldırırken uzun sûreler okuduğuna dair birbirini destekleyen çok sayıda rivayet vardır ki bunları ileride nakledeceğiz. Bu da ancak hafızası kuvvetli, Kur’ân kıraatiyle çok meşgul olan ve onu ezberleyen birinin yapabileceği bir iştir.[8] Bütün bunlar, Hz. Ebû Bekir’in Kur’ân’ı ezberleyenlerin en önünde yer aldığını göstermektedir.
Hz. Enes; “Rasûlullah zamanında Kur’ân’ı dört kişi cemʻ etmişti (ezberlemişti)” demiştir.[9] O bu sözüyle ensardan olanları kastetmiş veya o esnada zihnine bu isimler gelmiş ya da Kur’ân’ın tamamını Allah Rasûlü’nün ağzından doğrudan alanları veya kıraat vecihleriyle birlikte ezberleyenleri bildirmek istemiş olabilir. Bu durum, bunların haricinde muhacirlerden ve diğer sahabilerden hâfızların olmadığını göstermez. Yani Enes, bildiği kadarını söylemiştir, hakikat böyle olmayabilir.[10] Nitekim muhacirlerden bir grup, Ebû Bekir, diğer halifeler, Talha, Saʻd, İbn Mesʻûd, Huzeyfe, Sâlim, Ebû Hüreyre, Abdullah b. Sâib (v. 70/689-90), Abâdile ve benzerleri Kur’ân’ı ezberlemişlerdi.[11] Etrafa dağılmış ve Kur’ân’ın tamamını ezberlemiş yüzlerce sahabi vardı. Kâsım b. Sellâm, Kırâât kitabının başında, Zehebî de Maʻrifetü’l-Kurrâ’ isimli eserinde bunların pekçoğunu zikreder. Üstelik bu hâfızlar Kur’ân’ı Nebiyy-i Ekrem’e arzeden ve isnatları bize ulaşanlardır. Bir de Kur’ân’ı ezberlediği halde isnatları bize ulaşmayan niceleri vardır.[12]
Şaʻbî’den (v. 104/722) nakledilen; “Ebû Bekir Kur’ân’ın tamamını cem edemeden vefat etti” sözü de ya reddedilmeli veya tevil edilmelidir. Bu söz, “Hz. Osman’ın yaptığı gibi tertip üzere mushafta cemʻ edemedi” şeklinde anlaşılabilir.[13]
İbn Hacer; “Pek çok hadisten anlaşıldığına göre Ebû Bekir, Allah Rasûlü’nün hayatında iken Kur’ân’ı ezberlemişti” der.[14] Ona göre Nebiyy-i Ekrem’den Kur’ân öğrenmeye olan hırsı, bütün zihnini buna teksif etmesi, devamlı Rasûlullah (s.a.v) ile birlikte bulunması gibi sebeplerle Hz. Ebû Bekir’in hâfız olması, kendisinde hiç şüphe edilmeyen hususlardan biridir.[15] Onun vahye olan iştiyakını gösteren şu rivayet, İbn Hacer’e hak vermemizi gerektiren sebeplerden biridir: Rasûlullah’ın vefatından sonra Ebû Bekir (r.a), Hz. Ömer’e; “Haydi, Ümmü Eymen’i ziyarete gidelim, Rasûlullah’ın yaptığı gibi biz de onu ziyaret edelim!” dedi. Yanına vardıklarında Ümmü Eymen ağlamaya başladı. Onlar; “Niçin ağlıyorsun? Efendimiz için Allah katındaki nimetlerin çok daha hayırlı olduğunu bilmiyor musun?” dediler. Ümmü Eymen; “Ben onun için ağlamıyorum. Zira Allah Teâlâ’nın katındaki nimetlerin, Rasûlullah için dünyadan daha hayırlı olduğunu bilmiyor değilim. Lâkin ben, semadan inen vahyin kesilmiş olmasından dolayı ağlıyorum!” dedi. Ümmü Eymen’le birlikte onlar da ağlamaya başladılar.[16] Demek ki onlar da en az Ümmü Eymen kadar vahye işiyak duyuyorlardı. Bu iştiyakı taşıyan bir insanın gelen vahiyleri ezberlememesi düşünülemez.
[1] Bkz. Beyhakî, Şuab, III, 516/2047; Heysemî, VII, 165; Kettânî, II, 197.
[2] Bi’r-i Maûne’de yetmiş hâfız şehid edilmişti. Yemâme’de ise yediyüz veya daha fazla sahabinin şehid olduğu nakledilir. Bunların içinde çok sayıda hâfız vardı (Zerkeşî, Ebû Abdillah Bedrüddin Muhammed b. Abdillah b. Bahâdır (v. 794), el-Burhân fî ulûmi’l-Kur’ân (I-IV), thk. Muhammed Ebü’l-Fadl İbrahim, Dâru İhyâi’l-Kütüb, 1376/1957, I, 242; İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, IX, 12).
[3] Zerkeşî, el-Burhân, I, 241-242; Hâfız sahabilere ait bir liste için bkz. İbn Saʻd, II, 355-356; Aʻzamî, Kur’ân Tarihi, s. 101-103.
[4] İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, IX, 51-52; Süyûtî, Târîhu’l-hulefâ, s. 120; Kettânî, I, 106-107; Şiblî, Asr-ı Saadet, IV, 78; Aʻzamî, Kur’ân Tarihi, s. 101.
[5] Fayda, “Ebû Bekir” mad., DİA, X, 105.
[6] Müslim, Mesâcid, 290-291. Krş. Ebû Dâvûd, Salât, 60/582-590.
[7] Bkz. İbn Kesîr, Fedâilü’l-Kur’ân (Tefsîr’in mukaddimesinde, I, 24); Kettânî, I, 106.
[8] Bkz. Bâkıllânî, Ebû Bekr Muhammed b. Tayyib b. Muhammed el-Basrî (v. 403/1013), el-İntisâr li’l-Kur’ân (I-II), thk. Muhammed Isâmu’l-Kudât, Ammân: Dâru’l-Feth-Beyrut: Dâru İbn Hazm, 1422/2001, I, 182.
[9] Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 17; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 119.
[10] Bu sözün farklı teviller için bkz. Zerkeşî, el-Burhân, I, 242; Kettânî, I, 106.
[11] Bkz. İbn Kesîr, Fedâilü’l-Kur’ân (Tefsîr’in mukaddimesinde, I, 24); Kettânî, I, 106.
[12] Zerkeşî, el-Burhân, I, 242-243.
[13] Süyûtî, Târîhu’l-hulefâ, s. 120.
[14] İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, IX, 51.
[15] İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, IX, 51-52.
[16] Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 103.