d) Mektuplarında Âyetlere Yer Vermesi

Hz. Ebû Bekir halife olduğunda bütün halkına hitaben umumi bir mektup yazıp onun her mecliste okunmasını emretmişti. Bu mektupta İslâm üzere kalan ve dinden dönen herkese hitap ediyordu. Nebiyy-i Ekrem’in de bir beşer olduğunu ve vefat ettiğini, Cenâb-ı Hakk’ın ise daima diri olup kullarının her halini gördüğünü, O’ndan korkup hidayet istemek gerektiğini, şeytanın insana düşman olduğunu ve onu saptırmak için gayret ettiğini, tevbe edip dine dönenlerin affedileceğini, dönmeyenlerle savaşılacağını ilan ediyordu. Bu yazısında Ebû Bekir ez-Zümer 39/30, el-Enbiyâ 21/34, Âl-i İmrân 3/144, el-Kehf 18/17, 50, Fâtır 35/6 âyetlerine yer vermiştir.[1]

Ebû Bekir (r.a), Yemâme’de bulunan Hâlid b. Velid’e şöyle bir mektup yazmıştır: Allah’ın kulu ve Rasûlullah’ın halifesi Ebû Bekir’den Hâlid b. Velid’e ve yanındaki muhacirler, ensar ve onlara ihsan üzere tâbi olanlara! Selamün aleyküm. Kendisinden başka ilâh olmayan Allah’a hamd ettiğimi size bildiririm. Bundan sonra: Hamd, vaʻdini yerine getiren, kuluna yardım eden, dostunu aziz, düşmanını zelil eden ve bütün topluluklara tek başına galip gelen Allah’a aittir. Kendisinden başka ilâh olmayan Allah şöyle buyurmuştur: “Allah, sizlerden iman edip salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri sahip ve hâkim kıldığı gibi onları da yeryüzüne sahip ve hâkim kılacağını, onlar için beğenip seçtiği dini (İslâm’ı) onların iyiliğine yerleştirip koruyacağını vaʻdetti…”[2] (Âyetin tamamını yazdı ve âyeti okudu.) Bu, Allah Teâlâ’nın bir vaʻdidir. O vaʻdinden dönmez. Bunlar, Allah Teâlâ’nın kendisinde şüphe olmayan sözleridir. Bunun yanında Allah mü’minlere cihadı farz kılmış ve şöyle buyurmuştur: “Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı.”[3] (Devam eden cihad âyetlerini yazdı.) Allah’tan, size olan vaʻdini tamama erdirmesini isteyin, size farz kıldığı hususta da O’na itaat edin! Her ne kadar bunun zahmeti büyük, sıkıntısı çok olsa da, uzak ve meşakkatli yollar gitseniz[4] de ve bu uğurda mallarınız ve canlarınız zarar görse de şüphesiz bütün bunlar Allah Teâlâ’nın vereceği sevap (karşılık) yanında çok basit kalır. Allah yolunda “Gerek hafif, gerek ağırlıklı olarak” gazâ edin! “Mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin!”[5] (Âyetin tamamını yazdı.) Allah sizlere rahmet eylesin! Dikkat edin, Hâlid b. Velid’e Irak’a gitmesini emrettim. Ona emrim gelinceye kadar oradan ayrılmasın. Siz de onunla beraber gidin, sakın ağır davranarak[6] ondan geri kalmayın! Çünkü bu öyle bir yoldur ki Allah o yolda niyeti güzel olanlara ve hayra rağbeti çok olanlara ecri büyük verir. Irak’a vardığınızda size emrim gelinceye kadar orada bekleyin! Allah dünya ve âhiret ihtiyaçlarımız hususunda bize ve size yeter. Ve’s-Selamu aleyküm ve rahmetullâhi ve berakâtüh.[7]

Hz. Ebû Bekir, Yemen’deki vâlisi Muhacir b. Ebî Ümeyye’ye yazdığı mektupta Nebiyy-i Ekrem’e hakaret eden yahudilerin üzerine yürümesini, onlara ne büyük günaha girdiklerini anlatmasını, tevbe edenlerden bunu kabul etmesini, ısrar edenlerle aralarındaki anlaşmayı yüzlerine atmasını emrettikten sonra, “Allah hainlerin hilesini başarıya ulaştırmaz”[8] âyetini yazmıştır.[9]

Hâlid b. Velid’in mektubuna verdiği cevapta ona Allah’tan korkmasını emrettikten sonra, “Zira muhakkak ki Allah, kendisine karşı gelmekten sakınan ve daima iyilik yapanlarla beraberdir”[10] âyetini yazmıştır.[11]

Irak’taki kumandanı Müsennâ b. Hârise’ye (v. 14/635 [?]) yazdığı mektupta, Hâlid’i Irak’a gönderdiğini haber verdikten sonra yanındakilerle birlikte onu karşılayıp kendisine yardımcı olmasını, ona karşı gelmemesini emretmiş, “Çünkü o Allah -tebâreke ve teâlâ-’nın Kitâb’ında «Muhammed Allah’ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûya varırken, secde ederken görürsün»[12] diye vasfettiği kişilerdendir” demiştir.[13] Bu mektup güzel bir tefsir örneğidir.

Ebû Bekir (r.a) Yemen ehline yazdığı mektubunda Allah Teâlâ’nın cihadı mü’minlere farz kıldığını ifade ettikten sonra “(Ey müminler!) Gerek hafif, gerek ağır olarak savaşa çıkın, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin”[14] âyetini izah ederek yazmış, niyetlerinin hâlis olmasını tavsiye etmiştir. Sonra da; “Allah -tebâreke ve teâlâ- kulunun amel olmadan sadece sözünden razı olmaz! Düşmanların peşini, hak dini kabul edinceye, Kitâb’ın hükmünü ikrar edinceye veya «küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar»[15] bırakmayın! Allah dininizi muhafaza eylesin, kalplerinize hidayet lütfeylesin, amellerinizi temizleyip bereketlendirsin ve sizi sabreden mücahitlerin ecriyle rızıklandırsın! Ve’s-Selamu aleyküm!” demiştir.[16]

Ordu kumandanlarından Yezid b. Ebî Süfyan (v. 18/639) Hz. Ebû Bekir’e bir mektup yazarak Allah’ın Rum melikinin kalbine korku saldığından bahsetmişti. Ebû Bekir (r.a) ona cevaben yazdığı mektubunda Allah Teâlâ’nın, Rasûlullah (s.a.v) ile birlikte iken kendilerine korkuyla ve melekleriyle yardım ettiğini söylemiştir. Daha sonra Allah’ın müslümanları mücrimlerle bir tutmayacağını ifade eden âyetten[17] iktibasta bulunmuş, düşmanla savaşa teşvik etmiş ve “Allah -tebâreke ve teâlâ- bize nice az toplulukların çok ve kalabalık topluluklara Allah’ın izniyle galip geldiğini[18] haber vermiştir” diyerek onları cesaretlendirmiştir.[19]

Kumandanlarından Ebû Ubeyde’ye (v. 18/639) yazdığı cevabî mektubunda “Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helâk eder ve onların yerine sizi yeryüzüne hâkim kılar da nasıl hareket edeceğinize bakar”[20] âyetine telmihte bulunmuştur.[21]

Hz. Âişe şöyle der: “Babam vasiyetini iki satıra yazdı: Bismi’llâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bu, Ebû Bekir b. Ebî Kuhâfe’nin dünyadan çıkarken, kâfirin iman ettiği, facirin günahı terkettiği ve yalanlayanın tasdik ettiği vakitte yaptığı vasiyetidir: Ben sizin üzerinize Ömer b. Hattâb’ı halife tayin ettim. Eğer adaletle muamele ederse bu benim onun hakkındaki zannım ve ümidimdir. Zulmeder ve istikametini değiştirirse ben gaybı bilemem! «…Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir».”[22]

Hz. Ebû Bekir’in üslûbunun tamamen Kur’ân ve hadislerin tesiri altında olduğu ve sık sık âyet ve hadislerden bahsettiği gibi bundan daha fazla olarak Kur’ânî kelimeleri kullandığı, muhtelif âyetlere telmihlerde bulunduğu görülmektedir. Bu da onun sözleriyle Kur’ân’ın tebliğ ve talimine hizmet ettiğinin bir delilidir.



[1] Taberî, Târîh, III, 250-251; Nüveyrî, Nihâyetü’l-ereb, XIX, 65-67; Kalkaşendî, Ebü’l-Abbâs Şihâbüddîn Ahmed b. Ali b. Ahmed el-Fezârî el-Kâhirî (v. 821/1418), Subhu’l-aʻşâ (I-XV), Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, ts., VI, 370-371; Safvet, Ahmed Zekî, Cemheratü resâili’l-Arab fî usûri’l-arabiyyeti’z-zâhire (I-IV), Beyrut: el-Mektebetü’l-İlmiyye, 1356/1937, I, 109-111.

[2] en-Nûr 24/55.

[3] el-Bakara 2/216.

[4] et-Tevbe 9/42. Ebû Bekir (r.a) konuşmalarında kullandığı kelimelerle de ilgili âyetlere telmihlerde bulunmaktadır.

[5] et-Tevbe 9/41.

[6] et-Tevbe 9/38.

[7] Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, IX, 302-303; Safvet, Cemheratü resâili’l-Arab, I, 119-120.

[8] Yûsuf 12/52.

[9] Sallâbî, Ebû Bekir es-Sıddîk, s. 202.

[10] en-Nahl 16/128. Bu âyeti bir hitâbesinde de zikretmiştir (Safvet, Cemheratü hutabi’l-Arab, I, 192).

[11] Taberî, Târîh, III, 263; Safvet, Cemheratü resâili’l-Arab, I, 113.

[12] el-Feth 48/29.

[13] Safvet, Cemheratü resâili’l-Arab, I, 120-121.

[14] et-Tevbe 9/41.

[15] et-Tevbe 9/29.

[16] İbn Asâkir, II, 65; Safvet, Cemheratü resâili’l-Arab, I, 133.

[17] el-Kalem 68/35.

[18] el-Bakara 2/249.

[19] Safvet, Cemheratü resâili’l-Arab, I, 137-138.

[20] el-Aʻrâf 7/129.

[21] Safvet, Cemheratü resâili’l-Arab, I, 139-140.

[22] eş-Şuarâ 28/227. İbn Kesîr, Tefsîr, VI, 177. Krş. Bkz. İbn Saʻd, III, 199-200; İbn Asâkir, XLIV, s. 252; Müttakî el-Hindî, Kenzü’l-ummâl, V, 674/14175.