3. İbadet Hayatı

Hz. Ebû Bekir’in dikkatli bir ibadet hayatı vardı. İslâm’ın ilk günlerinde müşriklerin İbn Değıne’ye söyledikleri sözlerden anlaşıldığına göre o gizli açık çokça namaz kılar, bol bol Kur’ân okur, vaktinin çoğunu Rabbine ibadetle geçirirdi. Müşrikler onun rakik ve duygulu sesiyle, kadın ve çocuklarını İslâm’a meylettirmesinden endişelenip kendisine engel olduklarında evinin önünde bir namazgâh yapmış, ibadetlerine orada devam etmiştir. Kur’ân-ı Kerim’i okurken hüzünlenir, gözyaşlarına mânî olamazdı. O, Kur’ân-ı Kerim okurken müşriklerin çocukları ve kadınları başına toplanıp kendisini hayran hayran dinlemeye başlarlardı.[1]

İbn Sîrin; “Halifeler her namaz için abdest alırlardı” diye bir rivayet nakleder.[2] Bu gösteriyor ki Ebû Bekir (r.a) abdesti olsa bile her vakit için abdest alarak daima daha faziletli olan amele yönelmiştir. İkrime de, Hz. Ali’nin her namaz için abdest aldığını ve “Ey iman edenler! Namaza kalktığınızda…”[3] diye başlayan abdest âyetini okuduğunu nakleder.[4] Burada halifelerin âyet-i kerimelere itaat hususundaki hassasiyet ve titizliğini görüyoruz. Her ne kadar âyetteki emir, abdestli olanlar açısından, vücup için olmayıp istihbâb içinse de[5] onlar yine de bu ilâhi tavsiyeye candan uyarak takva üzere olmayı tercih etmişlerdir. Ancak Hz. Ömer ve Ali abdestlerini bozmadan yeni bir namaz vakti girdiğinde hafif bir abdest alırlarmış.[6]

Rasûlullah (s.a.v) bir gün tek başına namaz kılan bir kişi görmüştü. “Şu zata, kendisiyle birlikte namaz kılarak tasaddukta bulunacak (iyilik edecek) kimse yok mu?” buyurdu.[7] Hz. Ebû Bekir, Allah Rasûlü ile birlikte namazını kıldığı halde hemen kalktı ve onunla birlikte namaz kıldı.[8] Böylece hem sahip olduğu iyilik duygularını, hem de ibadete olan büyük iştiyakını ortaya koymuş oldu. Ahmed b. Hanbel ve Dârekutnî’nin rivayetlerinden anlaşıldığına göre bu zat öğle namazı kılmaktaydı. Rasûlullah (s.a.v) bir kişinin ona cemaat olarak cemaat sevabı kazandırmasını arzu etmişti.

Bir gün Allah Rasûlü (s.a.v) sahabeden yanında bulunanlara; “İçinizde bugün kim oruçludur?” diye sormuştu. Ebû Bekir (r.a); “Ben oruçluyum, ya Rasûlallah” dedi. Allah Rasûlü; “Bugün kim bir cenaze namazına iştirak etti?” buyurdu. Hz. Ebû Bekir; “Ben, yâ Rasûlallah” dedi. Allah Rasûlü; “Bugün kim bir yoksul doyurdu?” diye sordu. Ebû Bekir; “Ben, yâ Rasûlallah” dedi. Allah Rasûlü (s.a.v); “Bugün bir hasta ziyaretinde bulunanınız var mı?” diye sordu. Yine Ebû Bekir; “Ben, ey Allah’ın Rasûlü” dedi. Bunun üzerine Allah Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kim bu salih amelleri bir araya getirirse, o mutlaka cennete girer.”[9] Bu rivayet Hz. Ebû Bekir’in ibadet ve iyilik aşkını gösteren en güzel vesikalardan biridir.

Bazı rivayetlerden onun Allah Teâlâ’yı çokça zikrettiğini de çıkarabiliyoruz.[10]

İbadetin özü olan dua hususunda da Hz. Ebû Bekir’in mühim bir yeri vardır. O bir gün Rasûlullah’a; “Yâ Rasûlallah! Bana bir dua öğretiniz de onu namazımda okuyayım” demişti. Allah Rasûlü (s.a.v) ona; “Şöyle dua et!” buyurdu:

اَللّٰهُمَّ إنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي ظُلْماً كَثِيراً وَلَا يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إلاَّ أَنْتَ فَاغْفِرْ لِي مَغْفِرَةً مِنْ عِنْدِكَ وَارْحَمْنِي، إنَّكَ أَنْتَ الْغَفُورُ الرَّحِيم

“Allah’ım! Ben kendime çok zulmettim. Günahları bağışlayacak ise yalnız sensin. Öyleyse tükenmez lütfunla beni bağışla, bana merhamet et! Çünkü affı sonsuz, merhameti nihayetsiz olan yalnız sensin!”[11]

Ebû Bekir es-Sıddîk yine bir gün Allah Rasûlü’ne; “Yâ Rasûlallah! Bana bazı mübarek kelimeler öğretseniz de onları sabah-akşam okusam” demişti. Allah Rasûlü (s.a.v):

اَللّٰهُمَّ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ عَالِمَ الغَيْبِ وَالشَهَادَةِ، رَبَّ كُلِّ شَيْءٍ وَمَلِيكَهُ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلٰهَ إلاَّ أَنْتَ، أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ نَفْسِي وَشَرِّ الشَّيْطَانِ وَشِرْكِهِ

“–«Gökleri ve yeri, görünen ve görünmeyen âlemleri yaratan Allah’ım! Ey her şeyin Rabbi ve sahibi! Senden başka ilâh bulunmadığına kesinlikle şehadet ederim. Nefsimin şerrinden, şeytanın şerrinden, onun Allah’a şirk koşmaya davet etmesinden Sana sığınırım» diye dua et ve bunu sabahleyin, akşamleyin ve yatağına girdiğin zaman söyle!” buyurdu.[12]

İbn Kesîr, bu rivayeti, şirkten bahseden Yûsuf 12/106 âyetinin tefsirinde zikreder.[13] Böylece Ebû Bekir (r.a), hem Allah Rasûlü’ne soru sorması, hem aldığı cevabı yaşaması, hem de bu bilgileri sonraki nesillere nakletmesiyle tefsir ilmine büyük bir hizmette bulunmuştur.

Hz. Ebû Bekir’den nakledilen şu dualar da çok anlamlıdır:

اَللّٰهُمَّ اجْعَلْ خَيْرَ عُمْرِي آخِرَهُ، وَخَيْرَ عَمَلِي خَوَاتِمَهُ، وَخَيْرَ أَيَّامِي يَوْمَ أَلْقَاكَ

“Allah’ım! Ömrümün en hayırlı devresi, sonu; amellerimin en hayırlı kısmı, netîceleri ve günlerimin en hayırlısı da sana kavuştuğum gün olsun!”[14]

اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ الَّذِي هُوَ خَيْرٌ لِي فِي عَاقِبَةِ الْأَمْرِ، اَللّٰهُمَّ اجْعَلْ آخِرَ مَا تُعْطِينِي مِنَ الْخَيْرِ رِضْوَانَكَ وَالدَّرَجَاتِ الْعُلَا مِنْ جَنَّاتِ النَّعِيمِ

“Allah’ım! Senden, akıbeti benim için hayır olacak şeyi istiyorum! Allah’ım! Bana hayırdan lütfettiğin en son şey rıza-yı şerifin ve Naîm Cennetleri’ndeki yüksek dereceler olsun!”[15]



[1] Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 45; İbn Hişâm, I, 372-374.

[2] Taberî, Tefsîr, VIII, 158; İbn Kesîr, Tefsîr, III, 45.

[3] el-Mâide 5/6.

[4] Taberî, Tefsîr, VIII, 157; İbn Kesîr, Tefsîr, III, 45.

[5] İbn Kesîr, Tefsîr, III, 46.

[6] Taberî, Tefsîr, VIII, 158; İbn Kesîr, Tefsîr, III, 45.

[7] Ahmed, III, 45; Dârimî, Salât, 98; Ebû Dâvûd, Salât, 55/574; Tirmizi, Salât, 164; Hâkim, I, 328.

[8] İbn Ebî Şeybe, Musannef, II, 76; Beyhakî, Ahmed b. Huseyn b. Ali b. Musa Husrevcirdî Horasânî, Ebû Bekir (v. 458/1066), es-Sünenü’s-sağîr (I-IV), thk. Abdülmu’tî Emîn Kalʻacî, Karataş: Câmiatü’d-Dirâsâti’l-İslâmiye, 1410, I, 213.

[9] Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe, 12.

[10] Ahmed, III, 438; Heysemî, X, 74. İbn Kesîr, Tefsîr, VI, 421.

[11] Buhârî, Ezân 149, Deavât 17, Tevhîd 9; Müslim, Zikir 48.

[12] Ebû Dâvûd, Edeb 100-101/5067; Tirmizî, Deavât 14/3392 (Tirmizî “hasen, sahih” olduğunu söylemiştir). Krş. Ahmed, I, 14.

[13] İbn Kesîr, Tefsîr, IV, 421.

[14] İbn Ebî şeybe, Musannef, VI, 65; Süyûtî, Târîhu’l-hulefâ, s. 199. İbnü’s-Sünnî, Allah Rasûlü’nün namazı bitirince bu duayı okuduğunu rivayet eder (İbnü’s-Sünnî, Ahmed b. Muhammed b. İshak b. İbrahim b. Esbât b. Abdillah b. İbrahim b. Büdeyh ed-Dineverî (v. 364/975), Amelü’l-yevm ve’l-leyle sülûkü’n-Nebî mea Rabbihî azze ve celle ve muâşeretühû mea’l-ibâd, thk. Kevser el-Bernî Cidde: Dâru’l-Kıble, ts., s. 108).

[15] Süyûtî, Târîhu’l-hulefâ, s. 199.