İKİNCİ BÖLÜM / Hz. EBÛ BEKİR’İN KUR’ÂN’A HİZMETLERİ / A. KUR’ÂN-I KERİM’E BAĞLILIĞI / 1. Âyetlere Olan Kuvvetli İmanı

Birşeyi iyice anlayabilmek için onunla uzun müddet meşgul olmak, ona kendini vermek ve bir nevi o şeye hizmet etmek gerektiği malumdur. Bunu yapabilmek için de o şeye gönülden bağlanmak lâzımdır. Dolayısıyla Hz. Ebû Bekir’in Kur’ân’a hizmetlerini ve tefsirdeki yerini tespit etmeden önce onun Kur’ân’a bağlılığını incelemek, konunun daha iyi anlaşılmasına hizmet edecektir.

Mekke döneminde meydana gelen iki hâdise onun Kur’ân-ı Kerim’e ve Rasûl-i Ekrem’in peygamberliğine olan kuvvetli imanını ortaya koymaktadır. Bunlardan ilki Rum sûresiyle ilgilidir. Bizans ve Sâsânî devletleri arasında 611 yılında başlayıp 619 yılına kadar devam eden savaşlarda Sâsânîler üstünlük sağlayarak Suriye ve Filistin’i işgal etmişlerdi. Bizans’ın mağlubiyeti üzerine Mekkeli müşrikler ateşperest İranlılar’ın tarafını tutmuşlar, onların Ehl-i kitap olan Bizans’a üstün geldiği gibi kendilerinin de müslümanlara üstün geleceğini söylemeye başlamışlardı. Müşrikler, Rumların mağlup olduğunu Ebû Bekir’e söyleyince Ebû Bekir de bunu Rasûlullah’a haber verdi. Bunun üzerine şu âyetler nâzil oldu: “Elif. Lâm. Mîm. Rumlar, (Arapların bulunduğu bölgeye) en yakın bir yerde mağlubiyete uğradılar. Hâlbuki onlar, bu mağlubiyetten sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir. Eninde sonunda emir Allah’ındır. O gün mü’minler de Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. Allah dilediğine yardım eder.”[1]

Rasûl-i Ekrem; “Dikkat edin, Rumlar muhakkak galip gelecekler!” buyurdu. Ebû Bekir (r.a) bunu müşriklere söyledi. Bunun üzerine onlar da; “Seninle bizim aramızda bir müddet tayin et, şayet biz bahsi kazanırsak şu kadar deve bizim olacak, eğer siz kazanırsanız şu kadar deve sizin olacak!” dediler. Ebû Bekir beş senelik bir müddet tayin etti. Fakat Rumlar bu zaman zarfında galip gelemediler. Ebû Bekir bu durumu Nebiyy-i Ekrem’e arzetti. Rasûlullah (s.a.v); “Bu zamanı on seneye kadar uzatsaydın!” buyurdu. Zira âyette geçen “Bidʻ” kelimesi, on’dan aşağı sayıları ifade eder. Bundan sonra Rumlar galip geldiler. Râvi Süfyan Sevrî: “İşittiğime göre Rumlar, Bedir günü İranlılara galip gelmişler” demiştir.[2]

Kur’an’ın gelecekle ilgili haberine yakinen inanan Hz. Ebû Bekir, Bizans’ın Sâsânîler’e galip geleceğine dair Übey b. Halef ile 100 deve karşılığında iddiaya girmişti. Kur’ân-ı Kerim’in bu mûcizesi Aralık 627 tarihinde meydana gelen Nineva Savaşı’nda gerçekleşti. Ebû Bekir de o sırada vefat etmiş olan Übeyy’in mirasçılarından aldığı 100 deveyi Allah Rasûlü’nün emri ile fakirlere dağıttı.[3] Bu hâdise, bahse girmenin haram kılınmasından evvel idi. Cenâb-ı Hakk’ın verdiği haber doğru çıkınca pek çok kişi müslüman oldu.[4]

Hz. Ebû Bekir’in güçlü imanını gösteren diğer hâdise ise İsrâ mûcizesidir. Rasûlullah (s.a.v) miʻrâcdan bahsedince bazı müşrikler Ebû Bekir’e gelerek arkadaşının geceleyin Mescid-i Aksâ’ya gittiğinden, orada namaz kılıp Mekke’ye geri döndüğünden bahsettiğini söylediler. Mantık dışı buldukları bu hâdiseyi Ebû Bekir’in kabul etmeyeceğini beklerken ondan, “Eğer bunu Muhammed söylüyorsa şüphesiz doğrudur” karşılığını aldılar. Ebû Bekir’in miʻrâc mucizesini bu şekilde kabul etmesi üzerine Rasûl-i Ekrem kendisine Sıddîk lakabını verdi.[5]

Hz. Âişe o günlerde yaşananları şöyle anlatır: “Nebiyy-i Ekrem geceleyin Mescid-i Aksâ’ya götürüldüğünde sabahleyin bunu insanlara anlatmaya başladı. Bunun üzerine, daha evvel ona iman edip tasdik eden insanlardan bazıları irtidat ettiler. Müşriklerden bazıları hemen bu haberi Ebû Bekir’e ulaştırıp; «Arkadaşını yine tasdik edecek misin? O geceleyin Beyt-i Makdis’e götürüldüğünü söylüyor!» dediler. Ebû Bekir; «Bunu söyledi mi?» dedi. «Evet!» dediler. «Eğer öyle olduğunu söylediyse mutlaka doğrudur» dedi. Müşrikler; «Yani onun gece Beyt-i Makdis’e gidip sabah olmadan tekrar buraya geldiğini tasdik ediyor musun?!» dediler. Ebû Bekir; «Evet! Ben onu, inanılması bundan daha zor olan hususlarda bile tasdik ediyorum. Sabah akşam kendisine semadan haber geldiğini söylüyor da onu bile tasdik ediyorum!» dedi. Bu sebeple o, “Ebû Bekir es-Sıddîk” diye isimlendirildi.”[6]

Burada onun hem Allah Rasûlü’nün sözlerine, hem de semadan ona gelen haberlere tereddütsüz iman ettiği anlaşılıyor. Bu kuvvetli iman onu Kur’ân ile meşgul olmaya ve onu en ince teferruatına kadar anlamaya sevketmiştir.


[1] er-Rûm 30/1-4.

[2] Tirmizî, Tefsîr, 30/3193, 3194 (Tirmizî “hasen sahih garib” olduğunu söylemiştir). Bkz. Ahmed, I, 276. Taberî, Tefsîr, XX, 68-73; Kurtubî, XIV, 3; İbn Kesîr, Tefsîr, VI, 297-298, 300, 303.

[3] Fayda, “Ebû Bekir” mad., DİA, X, 105.

[4] Tirmizî, Tefsîr, 30/ 3194. Tirmizî “hasen sahih garib” olduğunu söylemiştir.

[5] Fayda, “Ebû Bekir” mad., DİA, X, 105.

[6] Hâkim, III, 65/4407. Bkz. Mukâtil b. Süleyman, II, 517-518; Taberî, Tefsîr, XVII, 335, 348; İbn Kesîr, Tefsîr, V, 14, 20, 40. İbn Kesîr, İsrâ ile alâkalı rivayetleri verdikten sonra bunların bir kısmında ziyade, bir kısmında noksan bulunabileceğini, zira nebilerden başka herkesin hata edebileceğini ifade eder (Tefsîr, V, 42).