Süleyman Nedvî’nin değerlendirmesine göre Hz. Ebû Bekir Kur’ân’a son derece âşık olduğundan, her âyet-i kerimeyi anlamaya gayret eder, anlayamadığı bir âyet olursa Rasûl-i Ekrem’e sorardı. Bundan dolayı Ebû Bekir, Kur’ân-ı Kerim’i tefsir hususunda şüphesiz devrinin en salahiyetli insanı idi. O, Kur’ân-ı Kerim’den birçok âyet-i kerimenin tefsirini nakletmiştir. Kendisi her âyetin nüzul sebebini ve hakiki mânasını, âyetlerden istinbatta bulunmayı ve meselelerinin tafsilini bilirdi. Mesela:
a) Allah Rasûlü (s.a.v) vefat ettiğinde insanların bunu kabullenemediği bir esnada, Rasûl’ün de ölümlü bir beşer olduğunu ifade eden âyeti okuması ve imanı sarsılan insanların imanlarına kuvvet kazandırması, Ebû Bekir’in Kur’ân’ın inceliklerine vâkıf olduğunu, Kur’ân’dan istinbatta bulunma hususunda ne kadar kuvvetli bir kabiliyete sahip olduğunu gösterir.[1]
b) Hz. Ebû Bekir baştan beri meselelerin içinde olması ve devamlı Allah Rasûlü’nün yanında bulunması sebebiyle kuvvetli çıkarımlarda bulunmuş, olayların neticelerini isabetli bir şekilde önceden tahmin edebilmiştir. Bir mânada o İslâm’ın mantığını en iyi şekilde kavramıştır. Onun, âyet-i kerimeleri, Allah Rasûlü’nün sözlerini ve hâdisâtın akışını en iyi anlayan kişi olduğunu gösteren pekçok rivayet vardır.[2] Allah Rasûlü’nün Hudeybiye antlaşması hakkındaki sözlerini ve bu konuda inen Feth sûresini en iyi anlayanlardan biri olarak, umre yapılmadan Medine’ye dönme kararını bir türlü kabul edemeyen Hz. Ömer’i ikna eden odur.[3] Hudeybiye sulhu hakkında yaptığı şu değerlendirme onun ne kadar derin bir anlayışa sahip olduğunu gösterir: “İslâm’da, Hudeybiye fethinden daha büyük bir fetih olmamıştır. Fakat insanlar, kısa ve dar görüşlü olduklarından bu anlaşmaya itiraz etmişlerdir. İnsanlar, Allah ile Rasûlü arasındaki işlerde acelecidirler. Yüce Allah ise onlar gibi acele etmez, dilediği işi kıvamına gelip olgunlaşmadıkça yapmaz.”[4]
c) Daha önce tafsilatlı bir şekilde bahsetmiş olduğumuz zekât vermeyenlere savaş ilan etmesi de Hz. Ebû Bekir’in Kur’ân’ı anlamadaki firasetini gösteren örneklerden biri olarak değerlendirilebilir.
d) Hz. Ebû Bekir’in, ölüm hastalığında Hz. Ömer’e yaptığı şu vasiyeti, onun Kur’ân üslubuna vukûfiyetini ortaya koymaktadır: “Görmüyor musun ey Ömer, rahatlıktan bahseden âyet şiddetten bahseden âyetle birlikte inmiştir. Yine şiddet âyeti rahatlık âyetiyle birlikte gelmiştir ki mü’min ümitvar olmakla birlikte aynı zamanda korksun. Devamlı bir ümit içinde kalarak Allah’tan olmayacak şeyler istemesin, kendini emniyette görmesin; aşırı derecede korku içine düşerek de kendi elleriyle kendini tehlikeye atmasın, Allah’ın rahmetinden ümid kesmesin. Görmüyor musun ey Ömer, Allah cehennem ehlini en kötü amelleriyle zikretti ki onları hatırladığında; «Ben, bunlardan olmayacağımı ümit ederim» diyesin. Cennet ehlini de en güzel amelleriyle zikretti, içinde bulundukları küçük seyyieleri görmezden geldi ki, onları düşündüğünde; «Benim amelim nerede onların ameli nerede!» diyesin.”[5]
Bu tür bilgiler Hz. Ebû Bekir’in Kur’ân’ı anlama hususunda üstün bir kabiliyete sahip olduğu kanaatini kuvvetlendirmektedir. Devamlı Allah Rasûlü ile beraber bulunması, onun sohbetlerine kesintisiz devam etmesi ve olayların seyrini bizzat yaşaması da onun bu kabiliyetini desteklemiş, zirveye çıkarmıştır.
[1] Nedvî, Hazreti Ebû Bekir, s. 214-215.
[2] Bkz. Buhârî, Ashâbu’n-Nebî, 3; Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe, 2; Ebû Dâvûd, Melâhim, 17/4338; Tirmizî, Tefsîr 22/3171, Menâkıb 15/3659; Nesâî, Cihâd 1.
[3] Fayda, “Ebû Bekir” mad., DİA, X, 103.
[4] Vâkıdî, II, 610; Halebî, III, 41.
[5] Bkz. Saîd b. Mansûr b. Şuʻbe el-Horâsânî el-Cûzcânî, Ebû Osman (v. 227/842), et-Tefsîr min süneni Saîd b. Mansûr (I-V), thk. Saîd b. Abdillah b. Abdilazîz Âlu Hamîd, Dâru’s-Sumayʻî, 1417, V, 134; Taberî, Tefsîr, XXII, 116; Ebû Nuaym, Maʻrifetü’s-sahâbe, I, 35; İbn Asâkir, XXX, 413; Süyûtî, ed-Dürrü’l-mensûr, VII, 443; Müttakî el-Hindî, Kenzü’l-ummâl, XII, 533/35717.