6. Fetihleri

Allah Rasûlü’nün son seferi olan Tebük Gazvesi[1], İslâm’ın Arap Yarımadası’nın kuzeyindeki gücünü sağlamlaştırmış, Şam diyarının fethine bir giriş olmuştu. Bundan sonra Rasûlullah (s.a.v), Mûte Savaşı’nda şehit olanların intikamını almak üzere Üsâme kumandasında bir ordu daha hazırlamış ve Suriye’ye doğru göndermeyi kararlaştırmıştı. Ancak orduyu gönderemeden vefat etti. Hz. Ebû Bekir, şartların zorluğuna ve Medine’nin tehlike altında olmasına rağmen büyük bir kararlılıkla bu orduyu hedefine gönderdi. Dinden dönme hâdiselerinden çekinen bazı sahabiler mürtedlerin Medine’ye saldırması endişesiyle Üsâme ordusunun gönderilmemesini rica ettiler. Diğer bazı sahabiler de Üsâme’nin çok genç ve tecrübesiz, ayrıca âzatlı bir kölenin oğlu olduğunu ileri sürerek değiştirilmesini teklif ettiler. Üsâme (r.a) o esnada on dokuz, yirmi yaşlarındaydı. Ancak Hz. Ebû Bekir ne pahasına olursa olsun Allah Rasûlü’nün hazırladığı ve göndermek istediği bir orduyu mutlaka sefere çıkaracağını ve onun tayin ettiği kumandanı asla değiştirmeyeceğini beyan etti. 1 Rebîülâhir 11 (26 Haziran 632) tarihinde Üsâme ordusuna hareket emrini verdi. Medine’den çıkıp ordunun yanına gitti. Askerlerini yola çıkardı ve bir müddet yanlarında yürüyerek onları uğurladı. Hz. Ebû Bekir yaya yürüyor, genç kumandan Üsâme ise at sırtında gidiyordu. Abdurrahman bin Avf da Ebû Bekir’in bineğini çekiyordu. Bu durumdan rahatsız olan Üsâme; “Ey Rasûlullah’ın halifesi! Ya siz de binin, ya ben de ineyim!” dedi. Bunun üzerine Ebû Bekir (r.a); “Vallahi ne sen ineceksin, ne de ben bineceğim. Şu ayaklarımı bir müddet Allah yolunda tozlandırsam ne zararım olur? Çünkü Allah Teâlâ, kendi yolunda cihada çıkan gazinin her adımına yedi yüz sevap yazar, onu yedi yüz derece yükseltir ve yedi yüz hatasını da siler” dedi. Sonra Sıddîk (r.a), genç kumandanı Üsâme’den Hz. Ömer’e müsaade ederek Medine’de kendisine yardımcı bırakmasını rica etti. Üsâme de ona izin verdi. Hz. Ebû Bekir orduya seslenerek:

“Ey insanlar! Durun, size on şey tavsiye edeyim de onları benden ezberleyin!” dedi ve onlara Allah yolunda kâfirlerle savaşmayı, hainlik etmemeyi, ganimet malına zarar vermemeyi, vefasızlık etmeyip sözde durmayı, müsle yapmamayı (kulak, burun gibi uzuvları keserek işkence etmemeyi), korkup çekinmemeyi, fesad çıkarmamayı, emirlere karşı gelmemeyi, çocukları, kadınları ve yaşlı insanları öldürmemeyi, meyve veren ağaçları kesmemeyi, yemek ihtiyaçları dışında koyun, sığır ve develeri boğazlamamayı, manastırlara çekilmiş kimselere dokunmamayı, kendilerine ikram edilen yemekleri Allah’ın ismini anarak yemeyi tavsiye etti. Sonra da; “Haydi, Allah’ın ismiyle yürüyün! Allah, ölümünüzün silah darbesi ve tâun hastalığı ile olmasını nasip eylesin!”[2] diye dua etti.[3]

Üsâme b. Zeyd ordusuyla birlikte babasının şehid olduğu yere, Suriye’deki Belkâ bölgesine kadar gitti. Bazı asi kabileleri yola getirdi. Üsâme ordusu kırk veya yetmiş gün içinde vazifesini yerine getirip Medine’ye döndüğünde sevinçle karşılandı.[4]

Hz. Ebû Bekir, İslâm’ı tebliğ hususunda Rasûlullah’ın başlattığı stratejiyi devam ettirerek Sâsânîler’in elinde bulunan Fırat’ın aşağı taraflarındaki bölgelere ordu göndermeye karar verdi. Bekir b. Vâil kabilesinin önemli bir kolu olan Şeybânîler’in reisi Müsennâ b. Hârise’nin Medine’ye gelerek İranlılar’la savaşmak üzere kabilesine kumandan tayin edilmesini istemesi üzerine Hâlid b. Velîd’i Sâsânîler’le yapılacak savaşa başkumandan tayin etti ve Müsennâ’ya destek vermesini istedi. Hâlid, Basra körfezindeki önemli yerleşim merkezlerini fethetti.[5] Hâlid; Übülle, Kız Kalesi, Mezar, Ülleys, Kadın Nehri, Velece (h. Safer 12 / m. Mayıs 633), Amgisya ve Hire’de -ki Hâlid karargâhlarını buraya kurmuştu- (h. Zülkâde 12 / m. Ocak 634) farslıları mağlup etti. Hire’den sonra Enbar’a ilerledi (h. 12 / m. 633 son bahar) ve karşısında hendeklerle tahkim edilmiş bir şehir buldu. Barış için ileri sürülen şartları kabul edilmesine rağmen o Enbar’ın üç günlük batısında çöle kurulmuş Aynuttemr’e geçti. Burada İranlılar ve bir kısmı sahte peygamber Secah’a bağlı hristiyan Araplardan oluşan güçlü bir düşman vardı. Yapılan savaşta düşman mağlup edildi ve şehir Müslümanların eline geçti.[6]

Hicrî 12. senenin sonunda (m. 633) yarımada tekrar ele geçirilince Ebû Bekir Sûriye’yi fethetme planları hazırladı. Onun kumandanlarından Hâlid b. Saîd b. Âs ile İkrime b. Ebî Cehil sınırlı başarı elde edebildiler. Bunun üzerine Ebû Bekir bölgeyi dört bölüme ayırıp her birine bir kumandan tayin etti: Hıms’a (bugünkü Suriye’nin batı kesimi) Ebû Ubeyde b. Cerrah, Şam’a Yezid b. Ebî Süfyan, Filistin’e Amr b. Âs ve Ürdün’e Şurahbil b. Hasene. Romalılar buna göre hareket ederek dört alay kurdular. Bunun üzerine Ebû Bekir (r.a) stratejisini değiştirdi ve dört kumandanına birleşmelerini emretti ve bu süreçte Hâlid b. Velid’e başkumandanlığa geçmek üzere ordusunun yarısıyla bir an evvel Suriye’ye gitme emrini verdi. Başka yerlerde müslüman ordular çeşitli düşmanlara karşı hızla ilerlerken Hâlid de orada fevkalâde başarılara mazhar oldu.[7]

Müslümanların Bizans İmparatorluğu ile askerî mücadelesi Rasûlullah (s.a.v) zamanında yapılan Mûte Savaşı’yla başlamış, Tebük seferiyle devam etmişti. Bizanslılar’la yapılan bu savaşların hedefi bölgenin güvenliğini sağlamak, orada yaşayanların uğradığı zulüm ve haksızlığa son vermekti. Hz. Ebû Bekir de bu maksatla 633 yılı sonbaharında her biri 3000 kişiden oluşan üç ayrı birliği Suriye’nin güney ve güneydoğu sınırlarına göndermeyi kararlaştırdı. Yezîd b. Ebû Süfyân ile Şürahbîl b. Hasene’yi Tebük-Maan istikametine[8], Amr b. Âs’ı Eyle üzerinden sahil istikametine yola çıkardı. Kısa bir müddet sonra orduların mevcudu 7500’e ulaştı. Başkumandanlığa önce Amr b. Âs, daha sonra da Ebû Ubeyde b. Cerrâh getirildi. Vâdilarabe, Filistin’deki Kaysâriye ve Gazze şehirleri fethedildi. Bu sırada halifeden emir alan Hâlid b. Velîd, Dımaşk şehri yakınlarına ulaşıp Mercirâhit karargâhındaki Bizans askerlerini mağlûp etti (18 Safer 13/23 Nisan 634). Daha sonra Dımaşk’ın güneyine doğru ilerleyerek diğer kumandanlarla birleşti ve Busrâ şehrini fethetti. Bizans’a karşı Suriye’de yapılan Ecnâdeyn Savaşı (28 Cemâziyelevvel 13/30 Temmuz 634) sonunda Filistin’in kapıları müslümanlara açılmış oldu. Hz. Ebû Bekir, başkumandanlığını Hâlid b. Velîd’in yaptığı Ecnâdeyn Savaşı’nın neticesini öğrendikten sonra vefat etti.[9]



[1] İbn Hişâm, II, 554; İbn Kesîr, es-Sîretü’n-nebeviyye, II, 355; Makrîzî, Ebû Muhammed (Ebü’l-Abbâs) Takıyyüddîn Ahmed b. Alî b. Abdilkâdir b. Muhammed (v. 845/1442), İmtâʻu’l-esmâʻ bimâ li’r-rasûl mine’l-ebnâi (enbâi) ve’l-ahvâl ve’l-hafede ve’l-metâʻ (I-XV), thk. Muhammed Abdülhamîd en-Nümeysî, Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1420/1999, VIII, 391; Şâmî, Ebû Abdillâh Şemsüddîn Muhammed b. Yûsuf b. Alî b. Yûsuf es-Sâlihî eş-Şâfiî (v. 942/1536), Sübülü’l-hüdâ ve’r-reşâd fî sîreti ħayri’l-ʻibâd (es-Sîretü’ş-Şâmiyye) (I-XII), thk. eş-Şeyh Âdil Ahmed Abdülmevcûd – eş-Şeyh Ali Muhammed Muavviz, Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1414/1993, V, 442.

[2] Hz. Ebû Bekir’in bu sözü, Allah Rasûlü’nün ümmetine şehitlik talebiyle yaptığı şu duasına dayanmaktadır: “Allah’ım, ümmetimin ölümünü, senin yolunda vurularak ve tâun hastalığına yakalanarak (şehit olmak) şeklinde kıl!” (Ebû Yûsuf Yakub b. İbrahim b. Habib b. Saʻd b. Büceyr el-Ensârî (v. 182), el-Âsâr, thk. Ebü’l-Vefâ, Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, ts., s. 201; Ahmed, III, 437, IV, 238, VI, 133; Hâkim, II, 102/2462). Zehebî bu rivayetin “sahih”, Şuayb Arnaût ise “hasen” olduğunu söylemiştir.

[3] Bkz. Taberî, Târîh, III, 226-227; İbn Kesîr, el-Bidâye, IX, 424; Müttakî el-Hindî, Alî b. Hüsâmiddîn b. Abdilmelik b. Kâdîhân (v. 975/1567), Kenzü’l-ummâl fî süneni’l-akvâl ve’l-efʻâl (I-XVI), thk. Bekrî Hayyânî – Safvet es-Sekkâ, Müessesetü’r-Risâle, 1401/1981, X, 578-579/30268. Krş. Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, IX, 85; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, II, 200.

[4] Arı, Mehmet Salih, “Üsame b. Zeyd” mad., DİA, yıl: 2012, XLII, 362; Fayda, “Ebû Bekir” mad., DİA, X, 103-104.

[5] Taberî, Târîh, III, 344-345; Fayda, “Ebû Bekir” mad., DİA, X, 104.

[6] Bkz. Halîfe b. Hayyât, Târîh, s. 117-119; Taberî, Târîh, III, 343-384; Aʻzamî, Kur’ân Tarihi, s. 69-70.

[7] Bkz. Halîfe b. Hayyât, Târîh, s. 119-120; Aʻzamî, Kur’ân Tarihi, s. 70; Fayda, “Ebû Bekir” mad., DİA, X, 104.

[8] Ebû Bekir es-Sıddîk, bu orduyu uğurlamaya çıkmıştı. Kumandan tayin ettiği Yezid b. Ebî Süfyan’ın yanında yürümeye başladı. Yezid, Hz. Ebû Bekir’e; “Ya sen de bir bineğe binersin, ya da ben inerim!” dedi. Ebû Bekir (r.a); “Sen inmeyeceksin, ben de binmeyeceğim! Zira ben bu adımlarımın Allah yolunda atılan adımlar olmasını ümid ediyorum ve Allah’tan bunların karşılığında bana ecir lûtfetmesini istiyorum!” dedi. Daha sonra ona şunları söyledi; “Sen kendilerini Allah’a adadıklarını iddia eden bir takım ruhbanlar göreceksin, onları bu itikatlarıyla baş başa bırak! Başlarının ortalarını tıraş etmiş başka bir grup (keşişler) daha görecek­sin, onların o tıraş ettikleri kafalarını kılıçtan geçir. Sana on şey tavsiye ediyorum: Kadın­ları, çocukları ve çok yaşlı ihtiyarları öldürme! Meyveli ağaçla­rı kesme, mamur yerleri tahrip etme! Koyun ve develeri sadece yemek için kes! Arıları yakma ve onları dağıtma! Ganimete iha­net etme! Korkaklık gösterme!” (Muvatta’, Cihâd, 10). Konunun başında zikretmiş olduğumuz üzere Hz. Ebû Bekir aynı davranışı Üsame ordusunu gönderirken de yapmıştı. Bu durum onun kulluğu, ahlâkı ve karakteriyle ilgili önemli ipuçları sunmaktadır.

[9] Bkz. Taberî, Târîh, III, 415-419; Ebû Nuaym, Maʻrifetü’s-sahâbe, I, 27; Fayda, “Ebû Bekir” mad., DİA, X, 104.