2. Hakkındaki Müjdeler

Allah Rasûlü (s.a.v) Hz. Ebû Bekir’e, sahip olduğu güzel vasıflar ve gelecekte kendisine verilecek mükâfatlarla ilgili pekçok müjdeler vermiştir.

1) Bunların başında onun cennetle müjdelenmesi gelir ki daha evvel bu husustaki rivayeti zikretmiştik.[1] Konuyla ilgili diğer rivayetleri şöyle hülasa edebiliriz:

– Ebû Mûsâ el-Eşʻarî bir gün Rasûl-i Ekrem’in nerede olduğunu sora sora nihayet Eris Kuyusu’nun bulunduğu bahçede olduğunu öğrenmiş ve kapısında bekçilik yapmaya başlamıştı. O esnada Ebû Bekir (r.a) gelmiş, izin istemiş, Rasûlullah da; “İzin ver ve onu cennetle müjdele!” buyurmuştur.[2]

– Bir gün Rasûlullah (s.a.v); “Allah yolunda çift sadaka veren kimse, cennetin muhtelif kapılarından; «Ey Allah’ın sevgili kulu! Buraya gel, burada hayır ve bereket vardır» diye çağrılır. Sürekli namaz kılanlar namaz kapısından, mücâhidler cihad kapısından, oruçlular Reyyân kapısından, sadaka vermeyi sevenler de sadaka kapısından cennete davet edilirler” buyurmuştu. Ebû Bekir; “Anam babam sana feda olsun ey Allah’ın Rasûlü! Gerçi bu kapıların birinden çağrılan kimsenin diğer kapılardan çağrılmaya ihtiyacı yoktur, lâkin bu kapıların hepsinden birden çağrılacak kimseler de var mıdır?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v); “Evet, vardır. Senin de o bahtiyarlardan olacağını ümit ederim” buyurdu.[3]

– Ensardan bir hanım Allah Rasûlü için yemek yapmıştı. Rasûlullah (s.a.v) ashabıyla birlikte onun yanındaydı. Nebiyy-i Ekrem; «Şimdi yanınıza cennet ehlinden biri gelecek!» buyurdu. Biraz sonra Ebû Bekir çıkageldi. Oradakiler Allah Rasûlü’nün verdiği müjdeyi ona söyleyip kendisini tebrik ettiler.[4]

– Rasûlullah (s.a.v) bir gün; “Cebrâil (a.s) yanıma gelerek elimden tuttu ve bana ümmetimin gireceği cennet kapısını gösterdi” buyurdu. Hz. Ebû Bekir; “Ey Allah’ın Rasûlü! O esnada sizinle birlikte olup o kapıya bakmayı ne kadar isterdim!” dedi. Allah Rasûlü; “Ey Ebû Bekir, şunu iyi bil ki ümmetimden cennete ilk girecek kişi sensin!” buyurdu.[5]

– Hz. Ali, Rasûlullah’ın yanında iken Ebû Bekir ve Ömer göründüler. Rasûlullah (s.a.v); “Şu ikisi, nebiler ve Rasûller hariç, geçmiş ve gelecek bütün cennet ehlinin olgun yaşta olanlarının efendileridir. Ey Ali, bu hususu, (hayatta oldukları müddetçe) onlara haber verme!” buyurdu.[6]

– Nebiyy-i Ekrem’e; “Ey huzura kavuşmuş nefis! Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön! (Salih) kul­la­rı­mın ara­sı­na ka­tıl ve cenneti­me gir!” âyet-i kerimeleri vahyedilmişti.[7] O esnada Hz. Ebû Bekir de Allah Rasûlü’nün yanında bulunuyordu. “Ey Allah’ın Rasûlü, bu ne kadar güzel!” dedi. Nebiyy-i Ekrem de Hz. Ebû Bekir’e şu müjdeyi verdi: “Bu sözler sana söylenecek!”[8]

– Yine bu konuya dâhil edilebilecek bir rivayete göre Ebû Bekir (r.a), bir gün Rasûlullah’ın yanına gelmişti. Allah Rasûlü (s.a.v) ona; “Sen atîkullâhsın yani Allah’ın ateşten âzat ettiği kimsesin!” buyurdu. İşte o günden sonra Ebû Bekir “Atîk” diye isimlendirildi.[9]

2) Hz. Âişe, Zübeyr’in oğlu Urve’ye; “Ey kız kardeşimin oğlu! Baban Zübeyr ile deden Ebû Bekir, “Kendilerine yara isabet ettikten sonra yine Allah’ın ve Rasûlü’nün davetine icâbet edenler, bilhassa da içlerinden ihsan ve takva sahipleri için pek büyük mükâfat vardır”[10] âyetinde bildirilen bahtiyar mü’minlerdendir” demiş ve şöyle devam etmiştir: “Uhud günü Rasûlullah (s.a.v) sıkıntılar çekip yaralandığı ve müşrikler de geri dönüp gittikleri vakit Allah Rasûlü onların tekrar Medine üzerine dönmelerinden endişe etti. Ashab-ı kirama; “Onların peşinden kim gider!” buyurdu. Hemen onlardan yetmiş kişi bu davete icabet etti ki, içlerinde Hz. Ebû Bekir ile Zübeyr de vardı.”[11] Bu âyet-i kerimede o sahabilere pek büyük bir mükâfat verileceği müjdelenmiştir.

3) Cenâb-ı Hak ilk muhacirleri şöyle müjdeler: “(İslâm dinine girme hususunda) öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tâbi olanlar var ya, işte Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Allah onlara, içinde ebedi kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük kurtuluştur.”[12]

Bu âyetin tefsirinde İbn Kesîr şöyle der: “Azîm olan Allah (c.c), ilk önce İslâm’a koşan muhacir ve ensardan ve ihsan üzere onlara tâbi olan mü’minlerden razı olduğunu haber verdi. Onlara buğzeden veya sövenlere yazıklar olsun! Onların bir kısmına buğzeden ve sövenlere de yazıklar olsun! Bilhassa da Rasûlullah’tan sonra sahabenin en büyüğü, en hayırlısı ve en faziletlisi olan Sıddîk-i Ekber ve Halife-i Aʻzam Ebû Bekir b. Ebî Kuhâfe (r.a)… Rafizilerden rezil bir taife sahabenin en faziletlisine düşmanlık ediyor, ona buğzediyor ve sövüyorlar. Bundan Allah’a sığınırız. Bu da gösteriyor ki onların akılları tersine dönmüş, kalpleri tersyüz olmuştur. Onlar nerede Kur’ân’a iman nerede! Çünkü onlar, Allah’ın razı olduğu kişilere sövüyorlar!”[13]

Öyle anlaşılıyor ki İbn Kesîr, ashab-ı kirama hakaret eden kimselerin imanlarını tehlikeye attığı kanaatindedir. Nitekim en-Nisâ 4/31’deki büyük günahları sayarken, İbn Ebî Hâtim’den; “Ebû Bekir ve Ömer’e sövmek kebâirdendir, denirdi” rivayetini nakleder.[14] Bir grup âlimin sahabeye söven, hakaret eden kimselerin küfre gireceği görüşünde olduğunu bildirir. Böyle bir görüşün İmam Mâlik’ten de rivayet edildiğini ve Muhammed b. Sîrîn’in (v. 110/729) şöyle dediğini nakleder: “Ebû Bekir ve Ömer’i kusurlu bulup yeren bir adamın Nebiyy-i Ekrem’i sevdiğini zannetmiyorum!”[15]

4) Hasan Basrî, “Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler”[16] âyeti hakkında; “Bu vallahi Ebû Bekir ve ashabıdır” demiştir.[17] Dahhâk bu âyetin tefsiri hususunda şöyle demiştir: “O Ebû Bekir ve ashabıdır. Araplardan irtidat edenler İslâm’dan çıkıncı Ebû Bekir ve ashabı tekrar İslâm’a döndürünceye kadar onlarla cihad ettiler.”, “Rasûlullah’ın ruhu kabzedilince Araplardan bir kısmı irtidat etti. Allah Teâlâ Ebû Bekir’i Allah’ın yardımcılarından bir grubun içinde gönderdi. O da İslâm’a geri döndürünceye kadar onlarla savaştı. İşte bu hâdise bu âyetin tefsiridir.”[18] Bu âyette Allah Teâlâ’nın Hz. Ebû Bekir ve yanındakileri sevdiğine dair bir müjde vardır.

Taberî’ye göre bu âyetin tefsiriyle ilgi en doğru görüş, Rasûlullah’tan rivayet edilen haberde bildirildiği üzere Yemen ehlini, Ebû Musa el-Eşʻarî’nin kabilesini kastediyor olmasıdır. Bu rivayet olmasa kendisine göre de en doğru görüş âyetin Ebû Bekir ve ashabı hakkında inmiş olmasıdır. Zira Rasûlullah (s.a.v) zamanında müslüman olduklarını söyledikten sonra onun vefatını müteakip irtidat eden kimselerle Ebû Bekir’den başkası savaşmamıştır. Bunları ifade eden Taberî, sözünü şöyle bağlar: “Lâkin bu husustaki sözü, Allah Rasûlü’nden rivayet edilen haber sebebiyle terkettik. Çünkü Rasûlullah (s.a.v) Allah’ın indirdiği vahiy ve Kitâbı’nın âyetlerini tefsir hususundaki açıklamaların kaynağı ve merkezidir.”[19]

5) Hz. Ebû Bekir’le ilgili bir müjde de şu âyette bulunmaktadır: “Biz, onların gönüllerindeki kini söküp attık; onlar artık köşkler üzerinde karşı karşıya oturan kardeşler olacaklar.”[20] Bu âyet-i kerimeyi Ebû Caʻfer Muhammed bin Ali el-Bâkır (v. 114/733 [?]), “Ebû Bekir, Ömer ve Ali” diye tefsir etmiştir. O günlerde Şia, ortaya yanlış fikirler yaymış, Ehl-i Beyt’in Hz. Ebû Bekir ve Ömer’den teberrî ettiğini söylüyorlardı. Bunun üzerine Ehl-i Beyt’in büyükleri sık sık açıklamalar yapmak mecburiyetinde kaldılar. Muhammed Bâkır, Kesîr en-Nevâ’ya (v. 169/785-86)[21]; “Allah için soruyorum, Ebû Bekir ve Ömer’den teberrî ediyor musun?” dedikten sonra, “O takdirde sapıtırım da hidayete erenlerden olmam”[22] âyetini okudu. Daha sonra, “Onlara dost ol!” tavsiyesinde bulundu ve yukarıdaki el-Hıcr 15/47 âyetini okuyup, burada kastedilenlerin başında onların geldiğini söyledi.[23]

Tâbiînden Ebû Salih (v. 111-120/729-737[?]) de bu âyeti, başta Hulefâ-i Râşidîn olmak üzere Aşere-i Mübeşşere olarak tefsir etmiştir.[24]

6) Hac sûresi 34. âyetin “O ihlâslı ve mütevazı insanları müjdele!” kısmının Hz. Ebû Bekir, Ömer ve Ali hakkında indiği söylenmiştir.[25] Bir sonraki âyette de onların Allah anıldığı zaman kalplerinin titrediği, başlarına gelene sabrettikleri, namaz kıldıkları ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği şeylerden infak ettikleri haber verilir.[26]

7) Dihlevî’ye göre Nûr sûresindeki “…Bunlar, (iftiracıların) söylediklerinden çok uzaktırlar. Kendileri için bağışlanma ve güzel bir rızık vardır”[27] âyetine Nebî (s.a.v), Ebû Bekir es-Sıddîk, Hz. Âişe ve Safvân b. Muattal (v. 19/640 [?]) dâhildir.[28]

Yukarıda gördüğümüz üzere hadislerde Hz. Ebû Bekir hakkında açık müjdeler gelmiştir. Âyetlerdeki müjdeler ise umumî olup öncelikle Ebû Bekir’i içine almaktadır. Müfessirlerin âyet-i kerimede müjdelenen insanlara örnek olarak ilk önce Hz. Ebû Bekir’i zikretmeleri, onun faziletinin genel kabul gördüğüne işaret etmektedir.



[1] Ebû Dâvûd, Sünnet, 8/4650; Tirmizî, Menâkıb, 25/3748. Tirmizî “sahih” olduğunu söylemiştir.

[2] Buhârî, Ashâbu’n-Nebî, 5, 6, Edeb 119, Fiten 17, Ahbâru’l-Âhâd 3; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 29; Tirmizî, Menâkıb 18.

[3] Buhârî, Savm 4, Cihâd 37, Bed’ü’l-Halk 9, Ashâbu’n-Nebî 5; Müslim, Zekât 85, 86; İbn Kesîr, Tefsîr, VII, 122.

[4] Ahmed, III, 331, 356. Şuayb Arnaût “hasen” olabileceğini söylemiştir. Ayrıca bkz. Hâkim, III, 146/4661. Krş. Hâkim, III, 76/4443. Zehebî “sahih” demiştir.

[5] Ebû Dâvûd, Sünnet, 8/4652. Elbânî “zayıf” olduğunu söylemiştir.

[6] Tirmizî, Menâkıb, 16/3665; İbn Mâce, Mukaddime, 11. Tirmizî “garîb”, Elbânî “sahih” olduğunu söylemiştir.

[7] el-Fecr 89/27-30.

[8] Taberî, Tefsîr, XXIV, 424; İbn Asâkir, XXX, 433; İbn Kesîr, Tefsîr, IV, 545; Süyûtî, Târîhu’l-hulefâ, s. 57.

[9] Tirmizî, Menâkıb, 16/3679. Tirmizî “garîb”, Elbânî “sahih” olduğunu söylemiştir.

[10] Âl-i İmrân, 172.

[11] Buhârî, Megâzî 25. Bkz. Taberî, Tefsîr, VII, 402-403; Beğavî, II, 136; İbn Kesîr, Tefsîr, II, 166-167.

[12] et-Tevbe 9/100.

[13] İbn Kesîr, Tefsîr, IV, 203.

[14] İbn Ebî Hâtim, III, 932.

[15] Tirmizî, Menâkıb, 17/3685; İbn Kesîr, Tefsîr, II, 284.

[16] el-Mâide 5/54.

[17] Taberî, Tefsîr, X, 411-419; İbn Asâkir, XXX, 308-309; İbn Kesîr, Tefsîr, III, 135.

[18] Tefsîru Dahhâk, I, 331. Krş. Beğavî, III, 69.

[19] Taberî, Tefsîr, X, 419.

[20] el-Hıcr 15/47.

[21] “Ebter” diye bilinen Kesîr en-Nevâ, Zeydiyye’ye bağlı olan ve Bütriyye, Ebteriyye, Sâlihiyye gibi değişik isimlerle mâruf fırkanın kurucularından biridir (Bkz. DİA, yıl: 1994, X, 83).

[22] el-Enʻâm 6/56.

[23] Taberî, Tefsîr, XVII, 110; İbn Kesîr, Tefsîr, IV, 539. Krş. İbn Asâkir, XXX, 338; Süyûtî, Târîhu’l-hulefâ, s. 127. Muhammed Bâkır’ın oğlu Caʻfer Sadık da aynı ikazlarda bulunmuştur. Abdülcebbar bin Abbas Hemedanî, beraberinde bulunanlarla birlikte Medine-i Münevvere’den yola çıkmak istediklerinde, Caʻfer Sadık onların yanına gelerek şöyle demiştir: “İnşaallah siz şehrinizin salihlerindensiniz. Benden şehrinizin ahalisine haber verin ki; kim benim kendisine itaat edilmesi mecburi, masum (günahsız) bir imam olduğumu iddia ederse, ben ondan uzağım. Yine kim benim Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer’i sevmeyip onlardan yüz çevirdiğimi iddia ederse, ben ondan uzağım” (Zehebî, Aʻlâmü’n-nübelâ, VI, 259; a.mlf., Târîhu’l-İslâm, IX, 90; Mizzî, Tehzîbü’l-Kemâl, V, 82). Caʻfer Sadık, rafızilere kızar, onların, büyük dedesi Hz. Ebû Bekir’e gizli ve açıktan dil uzattıklarını işittikçe onlara buğzederdi (Zehebî, Aʻlâmü’n-nübelâ, VI, 255).

[24] İbn Kesîr, Tefsîr, IV, 539.

[25] Kurtubî, XII, 59.

[26] el-Hac 22/35.

[27] en-Nûr 24/26.

[28] Dihlevî, İzâletü’l-hafâ, II, 191.