Rasûl-i Ekrem’in risalet vazifesini tamamladıktan sonra hastalanması, peygamber olduğunu ileri süren bazı yalancılara cesaret vermişti. Onun vefatıyla birlikte bu hareketler isyana dönüştü. Allah Rasûlü’nün sağlığında mevkilerini kaybeden bazı kabile reisleri, Müseylime örneğini takip ederek Tuleyha b. Huveylid ve ateşli bir Hristiyan olan Secah bint Hâris gibi yalancı peygamberlerin türemesine sebep oldular.[1]
Rasûl-i Ekrem (s.a.v), nebi olduklarını iddia eden iki kişinin ortaya çıkacağını önceden haber vermişti: “Bir gün rüyamda iki kolumda altından iki bilezik gördüm ve bundan hoşlanmadım. Bu sırada bana rüyamda bileziklere doğru üfürmem vahyedildi, ben de üfledim; bunun üzerine uçup gittiler. Ben bu ikisini benden sonra çıkacak iki yalancı ile yorumladım. Bunlardan biri Ansî, diğeri Müseylime’dir.”[2]
Bu yalancılar ortaya çıkınca, Arabistan’ın muhtelif yerlerinde yaşayan yeni müslüman olmuş bazı kabileler onlara tâbi oldular. Ebû Bekir (r.a) zekât vermek istemeyenleri mağlup ettikten sonra birkaç gün bekledi. Medine ve çevresindeki kabilelerden gelen yardımcı kuvvetlerle birleşerek peygamberlik iddiasında bulunan Tuleyha b. Huveylid üzerine yürümeyi kararlaştırdı. Ancak Hz. Ömer ve Hz. Ali’nin ısrarları üzerine ordunun başına Hâlid b. Velîd’i getirerek Medine’ye döndü.[3] Hâlid’e, Tuleyha’yı bertaraf etmesini, arkasından Secâh’ın ve zekâtlarını vermeyen Temîm kabilesinin, daha sonra Müseylimetülkezzâb’ın üzerine gitmesini emretti. Ayrıca Yemen, Hadramut, Bahreyn ve Uman’daki isyancılarla mücadele etmeleri için valilere emir verdi ve kendilerine destek birlikleri göndermeye başladı. Hâlid b. Velîd, 27 Cemâziyelâhir 11 (19 Eylül 632) tarihinde Zülkassa’dan Tuleyha’nın karargâhını kurduğu Büzâha’ya doğru harekete geçti. Yolda ordusunda bulunan Adî b. Hâtim et-Tâî’nin yardımıyla Adî kabilesi ve kollarının irtidad etmesini önledi ve bu kabileden 1000 kişilik bir birliğin kendisine katılmasını sağladı. Öte yandan Benî Fezâre’den Uyeyne b. Hısn 700 kişiyle Tuleyha’nın safında yer aldı. Yapılan savaşta isyancıların bir kısmı öldürüldü, Tuleyha karısıyla birlikte Suriye taraflarına gidip Kelb kabilesine sığındı. Uyeyne esir alınıp Medine’ye gönderildi. Savaştan sonra Esed ve Gatafân kabileleri tekrar İslâm’a döndüler.[4] Hz. Ebû Bekir tevbe eden Uyeyne’yi cezalandırmadı. Tuleyha da Hz. Ömer döneminde Medine’ye gelip halifeye beyʻat etti ve Irak fetihlerine katıldı.
Ardından Temîm kabilesinin yurdu Bütâh’a hareket eden Hâlid b. Velîd orada kimseyi bulamayınca bölgenin çeşitli yerlerine müfrezeler gönderdi. Bu müfrezelerden biri Mâlik b. Nüveyre’yi ve yanındaki on bir kişiyi yakalayıp Hâlid’in yanına getirdi. Mâlik, Rasûl-i Ekrem’in vefatını öğrenince zekât olarak topladığı develeri sahiplerine iade etmiş, kabilesine kendilerinden zekât istememesi halinde Rasûlullah’ın yerine geçecek Kureyşli’nin yanında yer alabileceklerini, bu malların kendi hakları olduğunu söylemişti. Mâlik’i yakalayan müslümanlar onun mürted olup olmadığı hususunda ihtilafa düştüler, neticede mürted olduğu kanaatine varan Hâlid b. Velîd, Mâlik’in öldürülmesini emretti.
Temîm kabilesine mensup olan ve Irak’ta Benî Tağlib arasında yaşayan Secâh bint Hâris, Temîm kabilesinde zekât konusunda ihtilaf çıktığı bir sırada kabilesine gelip peygamber olduğunu iddia etti. Secâh hıristiyandı ve kâhinlik yapıyordu. Mâlik, bir ordu oluşturacak kadar taraftar toplayan Secâh’a Temîm kabilesinden müslüman kalanlarla savaşmasını söyledi. Secâh daha sonra Müseylimetülkezzâb’ın üzerine yürümeye karar verdi. Ancak Müseylimetülkezzâb, müslümanlarla savaşmak mecburiyetinde kalacağından Secâh’a hediyeler gönderip kendisiyle anlaşma cihetine gitti. Bazı rivayetlere göre üç günlüğüne onunla evlenip peygamberlik iddiasından vazgeçmesini sağladı. Bu sırada Irak’taki kabilesine dönen Secâh, Muâviye zamanında müslüman olarak öldü.
Hâlid b. Velîd, zekât vermeyi reddeden ve Secâh’ı peygamber kabul eden Temîmliler’i itaat altına aldı, ardından Benî Hanîfe kabilesinin reisi Müseylimetülkezzâb ile savaşmak için Yemâme’ye hareket etti. Müseylime kabile heyetiyle birlikte daha önce Medine’ye gelmiş, Rasûl-i Ekrem ile görüşmesinde ondan sonra hâkimiyetin kendisine verilmesini istemiş, Allah Rasûlü onun bu talebini reddetmiş, Yemâme’ye dönünce Rasûlullah’a yazdığı mektupta kendisinin nebi olduğunu, yeryüzünün yarısının kabilesine, diğer yarısının Kureyş’e ait olduğunu bildirmişti. Rasûlullah (s.a.v) yolladığı cevabi mektupta onu çok yalancı (kezzâb) diye vasıflandırmış, yeryüzünün Allah’a ait olduğunu ve onu istediğine vereceğini bildirmiş, Habîb b. Zeyd el-Ensarî’yi ona elçi olarak göndermişti. Müseylime, Benî Hanîfe mensuplarıyla görüşen Habîb b. Zeyd’i öldürtmüştü. Kabilesinden müslüman olan Sümâme b. Üsâl’i mağlûp etmiş ve Hz. Ebû Bekir’in sevkettiği birlikler ona karşı bir başarı sağlayamamıştı. Hâlid b. Velîd, Yemâme’de her iki tarafın çok ağır kayıplar verdiği şiddetli bir savaştan sonra Müseylimetülkezzâb’ı ortadan kaldırdı[5] (Rebîülevvel 12 / Mayıs-Haziran 633) ve Benî Hanîfe kabilesi mensuplarıyla bir anlaşma yaparak onların İslâm’a dönmesini sağladı.[6]
Mürtedlerle yapılan savaşların en büyüğü ve en şiddetlisi Müseylime ile olanı idi. Zira onun kuvvetleri kırk bini aşıyordu ve bölgedeki kabile bağları çok kuvvetli idi. Başlangıçta onun işini bitirmeye İkrime gönderilmişti, fakat sınırlı başarısı sebebiyle o başka bir bölgeye verildi. İkrime’ye yardıma gönderilen Şurahbil’e, yeni kumandan Hâlid gelinceye kadar beklemesi emredildi. Hâlid b. Velid geldiğinde Müseylime’nin ihtişamlı ordusunu mağlup etti.[7]
Necran ve Yemen’de Kays b. Mekşûh el-Murâdî’nin başını çektiği yeni bir isyan hareketi ortaya çıktı. Daha önce Esved el-Ansî’nin öldürülmesi sırasında Fîrûz ed-Deylemî ile beraber hareket eden Kays, Hz. Ebû Bekir’in Ebnâ’dan olan Fîrûz’u Yemen’e vali tayin etmesi üzerine halkı vali aleyhine kışkırtmaya başladı. Başta Fîrûz olmak üzere Ebnâ’nın ileri gelenlerini öldürmek için Esved el-Ansî’nin ordusundaki bazı kimseleri etrafına toplayan Kays, Ebnâ’dan Dâzeveyh’i katletti ve bir kısmını yurtlarından sürdü. Fîrûz, bölge valileri ve Muhacir b. Ebû Ümeyye’nin kumandasında Medine’den gelen destek birlikleriyle birleşerek Kays’ı mağlup etti. Böylece Yemen’de başlayan ikinci isyan da bastırıldı. Kays ile arkadaşları Ferve b. Müseyk el-Murâdî ve Amr b. Ma’dîkerib esir alınarak Medine’ye gönderildi. Halife tarafından affedilen esirler daha sonra kabilelerine gönderildiler.[8] Tuleyha, Secah ve Müseylimetülkezzâb’ın ortadan kaldırılmasıyla Arap yarımadası büyük bir fitneden kurtulmuş oldu.
Bu dönemde Hadramut’ta da irtidad hareketleri ortaya çıktı. Allah Rasûlü’nün zekât toplamak ve İslâm’ı tebliğ etmek için Kinde kabilesine gönderdiği Ziyâd b. Lebîd el-Ensarî, bir müslümandan genç bir dişi deveyi zekât olarak alıp üzerine zekât damgası vurdu. Kindeli bu devenin geri verilerek yerine başka bir hayvanın alınmasını istedi. Ziyâd’ın zekât damgası vurulan deveyi geri veremeyeceğini söylemesi üzerine Kindeliler isyan ettiler. Kabilenin reisi Eşʻas b. Kays isyancıların başına geçti. Ziyâd durumu Hz. Ebû Bekir’e bildirdi. Ebû Bekir, daha önce Yemen’e gönderdiği Muhacir b. Ebû Ümeyye’ye mektup yazarak Ziyâd’a yardım için Hadramut’a gitmesini emretti. Ziyâd ve Muhacir kumandasındaki ordu isyanı bastırdı. Kindeliler, Nüceyr Kalesi’ne sığınmaya mecbur kaldılar. Kabile reisi Eşʻas b. Kays eman istedi.[9] Hz. Ebû Bekir tevbe eden Eşʻas’ı affetti ve onu kız kardeşi Ümmü Ferve ile evlendirdi.[10] Bahreyn’de yerli unsurların vali Hutam el-Abdî liderliğinde irtidad edip kısa zamanda Hecer, Katîf ve Dârîn şehirlerini ele geçirmeleri üzerine Hz. Ebû Bekir bölgeye Alâ b. Hadramî kumandasında kuvvetler gönderdi. Mürtedler Hecer’de kuşatıldı ve reisleri Hutam öldürüldü. Bahreyn yeniden Medine’ye bağlandı.
İrtidad hareketi Uman’a da yansıdı. Bölge, Rasûlullah (s.a.v) zamanında müslüman olan Cülendâ’nın iki oğlu Abd ve Ceyfer tarafından yönetiliyordu. Bunları kıskanan Lakît b. Mâlik etrafına pek çok kimseyi toplayıp Debâ şehrini işgal etti. Abd ile Ceyfer şehri terketmek zorunda kaldılar. Kara ve deniz ticaretinden kendisine ödenen vergilerle yetinmeyen Lakît’in, Seyf b. Ömer’in rivayetine göre peygamberlik iddiasında bulunduğu anlaşılmaktadır.[11] Bu sırada zekât âmili olarak Uman’da bulunan Huzeyfe b. Yemân gelişmeleri Hz. Ebû Bekir’e bildirdi. Halife, Yemâme’de başarılı olamayan İkrime b. Ebû Cehil ve Arfece b. Herseme el-Bârikî’ye Uman’a gitmelerini emretti. Kanlı bir savaştan sonra Lakît’in Debâ’da başlattığı isyan bastırıldı.[12]
Görüldüğü üzere Hz. Ebû Bekir hilafete geçer geçmez pekçok isyan ve irtidat hareketi etrafını sarmış ve ona çok zor anlar yaşatmıştır. Âişe (r.a) şöyle der: “Rasûlullah (s.a.v) vefat edince Araplar irtidad ettiler ve nifak iyice kabardı. Babam Hz. Ebû Bekir’in üzerine çöken yük, sabit dağların üzerine çökseydi, muhakkak onlar ufacık kalırlardı. Hangi noktada bir ihtilaf olursa babam oraya uçarcasına ve bütün gücüyle giderdi.”[13] Ebû Hüreyre (v. 58/678) de: “Eğer Ebû Bekir olmasaydı, Peygamberlerinin vefatından sonra ümmet-i Muhammed helâk olurdu” demiştir.[14]
Hz. Ebû Bekir’in ridde hâdiseleri karşısındaki tavrı, İslâm tarihi açısından çok önemlidir. Tâbiînin hadis hâfızlarından Ebû Hasîn (v. 128/745-46) bunu şöyle ifade etmiştir: “Hz. Âdem’in zürriyetinden, nebîler ve Rasûllerden sonra Ebû Bekir es-Sıddîk’tan daha faziletli bir kişi doğmamıştır. O, ridde günü peygamberlerden bir peygamberin makâmında durmuş (âdeta onun gibi bir vazife icra etmiştir).”[15] Beğavî bu sözü nakledip irtidat eden fırkaları saydıktan sonra şöyle der: “Rasûlullah’ın vefatından sonra pekçok insan irtidat etti. Ta ki Allah Teâlâ müslümanların işlerini deruhte edip Ebû Bekir’in eliyle dinine yardım edinceye kadar.”[16]
Onun hilafete geldiği günlerde İslâm, güçlenip yayılma veya geri çekilip sönme arasında çok kritik bir noktada kalmıştı. Hz. Ebû Bekir kuvvetli imanı, cesareti, engin ilmi ve tecrübesi, kararlı adımları ve gayreti ile düşmanlarına göz açtırmadı, isyanları bastırıp mürtedlere boyun eğdirdi ve İslâm topraklarını genişletmeye başladı.
[1] Taberî, Târîh, III, 242, 253, 267; Aʻzamî, Muhammed Mustafa, Vahyedilişinden Derlenişine Kur’ân Tarihi -Eski ve Yeni Ahit ile Karşılaştırmalı Bir Araştırma-, trc. Ömer Türker – Fatih Serenli, İstanbul: İz Yayınclık, 2006, s. 68. Ridde savaşlarının sebepleri hususunda tafsilat için bkz. Arı, Hz. Ebû Bekir ve Ridde Savaşları, s. 59-67.
[2] Buhârî, Meğâzî, 70, 71; Müslim, Rüyâ, 21.
[3] Fayda, “Ebû Bekir” mad., DİA, X, 104.
[4] Esed ve Gatafan heyetleri Hz. Ebû Bekir’e gelip sulh istediklerinde onları memleketlerinden sürüp çıkaran bir harp (harbün mücliye) ile rezil eden barış (silmün muhziye) arasında muhayyer bıraktı. Onlar; “Memleketten sürüp çıkaran harbi biliyoruz da rezil eden barış nedir?” diye sordular. Ebû Bekir (r.a): “(Önceki savaşta şehid ettiğiniz) askerlerimizin diyetini vereceksiniz, biz sizden öldürdüklerimize diyet vermeyeceğiz; sizin ölülerinizin cehenneme, bizim şehitlerimizin de cennete gittiğini kabul edeceksiniz; bizden aldığınız ganimetleri iade edeceksiniz, biz ise sizden aldıklarımızı iade etmeyeceğiz; elinizdeki zırhları, atları ve silahları alacağız ve sizi develerin kuyrukları dibinde gezer vaziyette bırakacağız (çobanlıkla meşgul olacaksınız), ta ki Allah Teâlâ, Rasûlullah’ın halifesine ve mü’minlere sizi affetme düşüncesini verene kadar” dedi. Ömer (r.a), Halîfe’ye; “Söylediklerin aynen doğrudur ancak bizim şehitlerimiz Allah yolunda öldürüldüler, ecirleri Allah’a aittir, onlar için diyet yoktur” dedi (Saîd b. Mansûr, Sünen, II, 385. Krş. İbn Ebî Şeybe, Musannef, VII, 434). Ebû Bekir, Ömer’in bu görüşünü kabul etti (İbn Kesîr, el-Bidâye, IX, 455). Esed ve Gatafan heyetleri de silm-i muhzîyi kabul ettiler (İbn Asâkir, XLI, 145, 151). Ömerî’ye göre Hz. Ebû Bekir irtidat edip de sonra tekrar İslâm’a dönenleri silahtan arındırdığı gibi bir müddet fetihlere de katmamıştır (Bkz. Buhârî, Ahkâm, 51). Çünkü daha yakın zamanda irtidat ettikleri için onlara güvenmiyordu. Bir de onlara ihtiyacı olmadığını göstermek suretiyle kendilerini cezalandırıyordu. Diğer taraftan bunların İslâmî fetihlerin önünde görünmelerini istemiyordu. Zira onlar, yeni fethedilen bölgelerin halkına, güzel bir “müslüman asker” modeli sergileyemezlerdi (Ömerî, Asru’l-hilâfeti’r-râşide, s. 356).
[5] Müseylime’yi, Allah Rasûlü’nün amcası Hz. Hamza’yı şehid eden Vahşî (r.a) öldürmüştür (Buhârî, Meğâzî, 23).
[6] Bkz. Taberî, Târîh, III, 281-299; Fayda, “Ebû Bekir” mad., DİA, X, 104. Krş. Yüksel, Ahmet Turan, “Dört Halife Dönemi Olayları Karşısında Abdullah b. Ömer”, İstem, yıl: 3, sayı: 6, 2005, s. 60-61.
[7] Bkz. Taberî, Târîh, III, 281; Aʻzamî, Kur’ân Târihi, s. 69.
[8] Bkz. Taberî, Târîh, III, 329-330; Fayda, “Ebû Bekir” mad., DİA, X, 104.
[9] Fayda, Mustafa, “Ridde” mad., DİA, yıl: 2008, XXXV, 92.
[10] Taberî, Târîh, III, 339.
[11] Taberî, Târîh, III, 314.
[12] Taberî, Târîh, III, 315-316; Fayda, “Ridde” mad., DİA, XXXV, 93.
[13] Halîfe b. Hayyât, Târîh, s. 102; Taberânî, el-Hâfız Ebu’l-Kâsım Süleyman bin Ahmed b. Eyyûb (v. 360/971), er-Ravdu’d-dânî (el-Muʻcemü’s-sağîr) (I-II), thk. Muhammed Şekur Mahmud el-Hâc Emrîr, Beyrut: el-Mektebü’l-İslâmî, 1405/1985, II, 214; Beğavî, III, 71; Heysemî, IX, 50. Krş. Ahmed, Fedâilü’s-sahâbe, I, 199.
[14] Süheylî, Ebü’l-Kâsım Abdurrahman b. Abdillah b. Ahmed (v. 581), er-Ravdu’l-ünf fî şerhi’s-Sîrati’n-nebeviyye li’bn Hişâm (I-VII), thk. Ömer Abdüsselam es-Selâmî, Beyrut: Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 1421, VII, 596.
[15] İbn Asâkir, XXX, 395; Süyûtî, Târîhu’l-hulefâ, s. 141. Krş. Beğavî, III, 70.
[16] Beğavî, III, 71.