2. Yetişmesi ve Ticarî Hayatı

Hz. Ebû Bekir’in çocukluğu, gençliği ve müslüman olmadan önceki hayatı hakkında kaynaklarda fazla bilgi yer almaz. Ancak onun çocukluğundan beri putlara tapmadığı ve onlara ibadeti reddettiği nakledilir.[1]

İbn İshâk, Hz. Ebû Bekir’in İslâm’dan önce güzel ahlâklı ve mârûf bir tüccar olduğunu söyler. Kavminin adamları, ilmi, tecrübesi, başarılı bir ticaret adamı olması ve güzel arkadaşlığı sebebiyle muhtelif işleri için kendisine gelip danışırlar, onunla ülfet ederlerdi.[2] İbn Hacer’in nakline göre o tüccarlığıyla tanınırdı. Elbise ve kumaş ticaretiyle meşgul olurdu. İslâm’ı kabul ettiği sırada sermayesi 40.000 dirheme ulaşmıştı. Ticaret kervanlarıyla Suriye ve Yemen’e seyahatler ederdi. Allah Rasûlü’nün yirmi beş yaşlarında iken katıldığı Suriye ticaret kervanında onun da bulunduğu rivayet edilir.[3]

Hz. Ebû Bekir’in nübüvvetin gelişinden sonra da ticaret kervanıyla uzak şehirlere gittiğine dair bir rivayet bulunmakla birlikte bu çok zayıf görünmektedir. İbn Hacer’in naklettiği bu rivayete göre o, Nebî (s.a.v) zamanında ticaret için Şâm beldelerinden Busrâ’ya gitmiş, Rasûlullah (s.a.v) ile birlikte olma sevgisi Ebû Bekir’in ticârî seferine mâni olmadığı gibi Nebiyy-i Ekrem’in Ebû Bekir’e yakın olma sevgisi de bu yolculuğa engel teşkil etmemiştir. Çünkü onlar, kimseye muhtaç olmadan, sanaat veya ticaret yoluyla kendi kazançlarıyla geçinmeyi seviyorlardı.[4] Bu rivayet yalnız kalmakta, onu destekleyen başka bir rivayete rastlamak mümkün olmamaktadır. Diğer taraftan Medine devrindeki mühim işlerin yoğunluğu, Hz. Ebû Bekir’in uzak şehirlere gitmesine fırsat vermeyecek seviyede idi. Onun ticaretine Medine’de devam ettiğini veya mallarının başında ücretli adamlar gönderdiğini düşünmek daha doğru görünmektedir.



[1] Tantâvî, Ali, Ebû Bekir es-Sıddîk, Cidde 1986, s. 67; Sallâbî, Ali Muhammed, el-Halîfetü’l-evvel Ebû Bekir es-Sıddîk (r.a) -şahsıyyetühû ve asruhû-, Beyrut: Dâru’l-Maʻrife, 1430/2009, s. 26; Arı, Mehmet Salih, Hz. Ebû Bekir ve Ridde Savaşları, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Van, 1995, s. 6-7.

[2] İbn İshâk, Ebû Abdillâh Muhammed b. İshâk b. Yesâr b. Hıyâr el-Muttalibî el-Kureşî el-Medenî (v. 151/768), Sîratü İbn İshâk (Kitâbü’l-Mübtede’ ve’l-mebʻas ve’l-meğâzî), thk. Muhammed Hamidullah, Konya 1401/1981, s. 121.

[3] İbn Hacer, el-İsâbe, IV, 147; Ömerî, Asru’l-hilâfeti’r-râşide, s. 72; Fayda, “Ebû Bekir” mad., DİA, X, 102.

[4] İbn Hacer, Fethu’l-Bârî şerhu Sahîhi’l-Buhârî (I-XIII), haz. Muhammed Fuâd Abdülbaki – Muhibbuddin el-Hatîb, Beyrut: Dâru’l-Maʻrife, 1379, IX, 117. İbn Hacer bu rivayeti Zübeyr b. Bekkâr’ın (v. 256/870) el-Ahbâru’l-muvaffakiyyât isimli eserinden Ümmü Seleme’nin rivayeti olarak nakleder ancak biz o kitabın Sâmî Mekkî el-Ânî’nin tahkikiyle Beyrut’ta Âlemü’l-Kütüb tarafından 1416’da neşredilen baskısında bu rivayete rastlayamadık.