Hac, farz kılındıktan sonra Allah Rasûlü’nün hayatında iki defa yapılmıştır. Bunun ikincisinde bizzat Rasûlullah (s.a.v) vardı. İlkinde ise müşriklerle karışık yapılacağı ve onların bir kısmı çıplak olarak tavaf ettikleri için Allah Rasûlü kendisi gitmemiş, yerine Hz. Ebû Bekir’i göndermiştir. 9. seneye denk gelen bu haccın, nesî’ tatbikatı sebebiyle Zilkade ayına denk geldiğini söyleyenler de olmuştur.[1] Allah Rasûlü’nün gitmeyişi bu sebeple de olabilir. Bu hac, ilk olması münasebetiyle kritik bir öneme sahipti. Yeni öğrenilen bilgiler ilk defa tatbik edilecek, diğer insanlara öğretilecek, müşriklerin batıl uygulamaları men edilecek, müşriklerle ilgili mühim hükümler tebliğ edilecek, farklı kabilelerle yapılmış olan ahid ve anlaşmaların süreleri tayin edilecekti. Böylesine mühim bir haccın başına tayin edilecek emîrin, en seçkin insan olacağı muhakkaktır. İşte Rasûlullah (s.a.v) 9. sene (631) Hz. Ebû Bekir’i “Hac Emîri” tâyin ederek 300 sahabi ile Zilhicce ayında Mekke’ye gönderdi.[2] Bu tayin, onun ilminin, kâbiliyetinin ve gücünün üstünlüğünü göstermektedir. Diğer taraftan hac ibadetinin hükümleri, diğer ibadetler içinde en ince ve teferruatlı olanıdır. Allah Rasûlü de haccı henüz tatbikî olarak ashabına göstermemiştir. Demek ki Hz. Ebû Bekir’in kabiliyeti ve engin ilmi bu vazifeyi ifa edebilecek seviyede idi ki Rasûlullah (s.a.v) ilk hacca onu gönderdi.[3]
Ebû Bekir (r.a) Medine’den çıkınca Berâe (Tevbe) sûresinin baş tarafı nâzil oldu. Nebiyy-i Ekrem (s.a.v) Hz. Ali ile Berâe sûresinin baş tarafını gönderdi ve bu âyetleri Kurban Günü insanlara ilan etmesini emretti. Hac için yola çıkanlar Arc mevkiinde iken Ebû Bekir; “es-Salâtu hayrun mine’n-nevm: Namaz uykudan hayırlıdır” diye çağrıda bulundu. Bir müddet sonra da tekbir getirmek üzere doğruldu. Bu esnada arkadan bir deve sesi geldi. Bunu işiten Ebû Bekir namaza başlamadı. “Bu ses, Rasûlullah’ın devesi Cedʻâ’nın sesi. Mutlakâ Allah Rasûlü’ne hac konusunda yeni bir emir gelmiştir. Belki de gelen Rasûlullah’ın kendisidir, bu durumda namazı birlikte kılarız!” diye sevindi. Bir müddet sonra Efendimiz’in devesi ile Hz. Ali çıkageldi. Ebû Bekir ona: “Hac emîri olarak mı geldin, yoksa elçi olarak mı?” diye sordu. Ali (r.a): “Elçi olarak geldim, Rasûlullah (s.a.v) benimle Berâe sûresini gönderdi. Onu hac mahallerinde insanlara okuyup tebliğ edeceğim” dedi. Hz. Ebû Bekir hac esnasında yer yer insanlara hutbeler okudu, haccın rükunlarını anlattı, ardında da Hz. Ali kalkıp Berâe sûresini okuyup tebliğ etti.[4]
Ali (r.a), bu âyetleri kendisi tebliğ ettiği gibi Hz. Ebû Bekir ve onun gönderdiği müezzinler de muhtelif yerlerde yüksek sesle tekrar etmişlerdir.[5] Hz. Ali ayrıca şu dört maddeyi insanlara ilan etmek için gönderilmişti:
1. (Herkes bilsin ki), cennete ancak mü’minler girebilecektir.
2. Kâbe, hiçbir zaman çıplak olarak tavaf edilmeyecek, (müşriklerin bu şekilde ihdas ettikleri bidʻatlerine son verilecektir.)
3. Bu yıldan sonra hiçbir müşrik Beytullâh’a yaklaşmayacaktır.
4. Kimin Allah Rasûlü ile bir muâhedesi varsa, belirlenen müddet bitene kadar antlaşma maddeleri geçerli kalacaktır.[6]
Berâe sûresinin baş tarafı, müslümanların putperestlik ve onun tâbilerinden kesin bir şekilde ayrılışını ortaya koyuyordu. Bu âyetlerle müşriklerin haccetmesi yasaklandı ve onlara harp ilan edildi. Ancak anlaşmalı olanlara anlaşma müddetince, süresiz olarak anlaşma yapmış olanlara 4 âyet-i kerime, hiç anlaşması olmayan müşriklere de Haram Aylar çıkıncaya kadar mühlet verildi. Bu müddetlerin nihayete ermesiyle müşrikler Müslümanlarla harp halinde olacaklardı.[7] İşte bunun gibi siyasî ve askerî meselelere Allah Rasûlü (s.a.v) Ebû Bekir’i vekil tayin etmişti. Bu durum onun gelecekte siyasî gücün başı olacağına en kuvvetli delil sayılabilir.
[1] Taberî, Tefsîr, IV, 148, XIV, 248-249; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, V, 271; Beğavî, IV, 46; İbnü’l-Cevzî, Cemâlüddin Ebü’l-Ferec Abdurrahman b. Ali b. Muhammed (v. 597/1201), Zâdü’l-mesîr fî ılmi’t-tefsîr (I-IV), thk. Abdürrazzâk el-Mehdî, Beyrut: Dâru’l-Kitâbi’l-Arabî, 1422, I, 165. İbn Kesîr, et-Tevbe 9/3’teki “Hacc-ı Ekber” ifadesinin bu seneki hac için kullanıldığını söyleyerek Mücâhid’den nakledilen bu rivayeti kabul etmez (Tefsîr, IV, 152). Beyhakî de bu konuda ihtilaf olduğunu söyler ve Berâe sûresinin Hz. Ebû Bekir’in haccından önce inmesi ve nesî’ uygulamasıyla ilgili âyetlerin de bu sûrede olması (36-37. âyetler) delil gösterilerek bu görüşe itiraz edildiğini ifade eder (es-Sünenü’l-kübrâ, V, 271-272).
[2] Bkz. İbn Hişâm, II, 543; İbn Saʻd, II, 168; Taberî, Tefsîr, XIV, 96, 99, 106-109, 125; İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, VIII, 82; Kettânî, I, 119.
[3] Sallâbî, Ebû Bekir es-Sıddîk, s. 93.
[4] Nesâî, Menâsiku’l-Hac, 187.
[5] Buhârî, Salât, 10, Tefsîr, 9/2; Taberî, Tefsîr, XIV, 113.
[6] Bkz. Tirmizî, Hacc, 44/871; Ahmed, I, 79.
[7] Taberî, Tefsîr, XIV, 133, 137.