Müfessirler bazı âyetlerin tefsirinde o âyetlerin Hz. Ebû Bekir’in hilafetine işaret ettiğini söylemişlerdir. Bunlardan tespit edebildiklerimizi şu şekilde sıralayabiliriz:
– Tâbiînin müfessirlerinden İkrime (v. 105/723), “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Rasûl’e ve sizden olan ülülemre (idarecilere) de itaat edin!”[1] âyetinde kastedilenlerin Hz. Ebû Bekir ve Ömer olduğunu söylemiştir.[2] Aynı görüşü paylaşan Beğavî, ardından Huzeyfe b. Yeman’ın (v. 36/656) bir sonraki bölümde zikredeceğimiz rivayetine yer verir.
– Tâbiînin âlimlerinden Hasan Basrî (v. 110/728) ve Dahhâk (v. 105/723), “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, onun yerine öyle bir kavim getirecek ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler”[3] âyetinin Ebû Bekir ve ashabına işaret ettiğini yeminle tekid ederek söylemişlerdir.[4] Aynı şekilde tâbiînin müfessirlerinden Katâde de (v. 117/735), ridde hâdiselerinden bahsettikten sonra “Biz bu âyetin Ebû Bekir ve ashabı hakkında nâzil olduğunu konuşurduk” demiştir.[5] Tarihî veriler ışığında baktığımızda âyette bahsedilen güzel sıfatlar, en fazla Ebû Bekir ve arkadaşlarına uygun düştüğü için bu âyet, Hz. Ebû Bekir’in hilafetinin sıhhatine ve Allah’ın rızasına uygun olduğuna bir delil teşkil etmektedir.
– Bu konuda istidlal edilen âyetlerden biri de şudur: “Allah, sizlerden iman edip salih amellerde bulunanlara, kendilerinden öncekileri sahip ve hâkim kıldığı gibi onları da yeryüzüne sahip ve hâkim kılacağını, onlar için beğenip seçtiği dini (İslâm’ı) onların iyiliğine yerleştirip koruyacağını ve (geçirdikleri) korku döneminden sonra, bunun yerine onlara emniyet vereceğini vaʻd etti. Çünkü onlar bana kulluk ederler; hiçbir şeyi bana eş tutmazlar. Artık bundan sonra kim inkâr ederse, işte bunlar asıl büyük günahkârlardır.”[6]
Dahhâk şöyle der: “Bu âyet Hz. Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali’nin hilafetlerini tazammun etmektedir. Çünkü onlar ehl-i imandır ve amel-i salihler işlemişlerdir. Zira Rasûlullah (s.a.v); «Benden sonra nübüvvete lâyık gerçek ve kâmil hilafet, otuz senedir, sonra mülk (saltanat) olur»[7] buyurmuştur.”[8]
İbn Kuteybe’ye göre bu âyette kastedilenler Rasûlullah’ın ashabıdır. Çünkü onlar İslâm’ın ilk yıllarında, hicretten evvel korku içinde ve zayıf idiler. Bundan sonra Allah Teâlâ’nın kendilerine vaʻd ettiği yardım, galibiyet ve izzet gibi şeylerin hepsini de görüp yaşadılar. Âyetteki “onları da yeryüzüne sahip ve hâkim kılacağını” ifadesi “Nebiyy-i Ekrem’den sonraki hilafeti kastetmektedir. Bu âyetler Hz. Ebû Bekir’in hilafetine delildir.[9]
İbn Ebî Hâtim’in nakline göre Abdurrahman b. Abdilhamid (v. ?): “Ebû Bekir ve Ömer’in hilafetlerini Allah’ın Kitâbı’nda görüyorum” dedikten sonra bu âyeti okumuştur.[10]
Beğavî, “Bu âyet Sıddîk’ın hilafetine ve Hulefâ-i Râşidîn’in imametine delalet etmektedir” dedikten sonra şu rivayete yer verir: Sefîne (r.a), talebesi Saîd b. Cümhân’a, “Nebiyy-i Ekrem’in; «Benden sonra hilafet otuz senedir, ondan sonra mülk (saltanat) gelir»[11] buyurduğunu işittim” dedikten sonra, “Say, Ebû Bekir’in hilafeti 2 sene, Ömer’in hilafeti 10, Osman 12 ve Ali 6” demiştir. Bundan sonra Beğavî, âyetin “Artık bundan sonra kim küfrederse” kısmına geçerek bunun küfür değil, nankörlük olduğunu söyler ve şunları ilave eder: Bunlar fasıklar, yani Allah’a isyan eden kimselerdir. Ehl-i tefsirin beyanına göre bu nimete ilk nankörlük edenler ve hakkını inkâr edenler Hz. Osman’ı şehit edenlerdir. Onu şehit ettiklerinde Allah (c.c) içinde bulundukları hali değiştirmiş, üzerlerine korku salmış, kardeş olduktan sonra birbirleriyle savaşır hale gelmişlerdir.[12]
İbn Kesîr, Rasûlullah (s.a.v) ve ashabının çektiği sıkıntılardan bahsettikten sonra nihayetinde emniyete erdiklerini, silahı bıraktıklarını, Hz. Ebû Bekir, Ömer ve Osman zamanlarında bu şekilde emin bir şekilde yaşadıklarını, fitne devirleri gelinceye kadar bu hal üzere olduklarını ifade eder. Peşinden, bazı selef âlimlerinin “Hz. Ebû Bekir ile Ömer’in hilafetleri haktır” dedikten sonra bu âyet-i kerimeyi okuduklarını nakleder.[13]
Dihlevî’ye göre de bu âyet-i kerimedeki vaʻd, âyetin nâzil olduğu anda mevcut olan ashab-ı kirama aittir. Zira “minküm” ifadesinden bu anlaşılıyor. O halde bu âyet-i kerime Hulefâ-i Râşidîn devrine işaret ediyor. Din onların zamanında yayılıp yerleşecek, kuvvet ve ihtişam kazanacaktır.[14]
– Dihlevî, el-Hac 22/41 âyetini de aynı şekilde Hulefâ-i Râşidîn’in hilafetine delil olarak görmüştür.[15]
– Yine Dihlevî, ez-Zuhrûf 43/41-42’de bahsedilen vaʻdlerin Hz. Ebû Bekir ve Ömer zamanında gerçekleştiğine dikkat çekerek bu âyetlerin de onların halifeliğine delalet ettiğini söylemiştir.[16]
– Genel olarak hilafete, bilhassa da halifenin Kureyş’ten olacağına işaret eden âyetler de vardır. Karâfî’nin nakline göre âlimler, “Muhakkak ki o, hem senin için, hem kavmin için bir şereftir ve ileride ondan mesul olacaksınız”[17] âyetinin hilafeti kastettiği görüşündedirler. Zira Rasûlullah (s.a.v) ilk zamanlar kabileleri dolaşıp kendisine yardım etmelerini istiyordu. Onlar da “Senden sonra idare bizim olursa kabul ederiz” diyorlardı. Allah Rasûlü (s.a.v) ise “Ben bundan men edildim, çünkü bana şu âyet indirildi” buyurarak bu âyeti okuyordu. Bu sebeple ensara idarecilikten herhangi bir pay verilmedi.[18] Hz. Ebû Bekir de Kureyş kabilesindendir.
– Hz. Ebû Bekir’in hilafetine işaret ettiği söylenen en kuvvetli âyetlerden biri de şudur: “Bedevilerden (seferden) geri kalmış olanlara de ki: Siz yakında çok kuvvetli bir kavme karşı savaşmaya çağrılacaksınız. Onlarla, teslim oluncaya kadar savaşacaksınız. Eğer emre itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükâfat verir. Ama önceden döndüğünüz gibi yine dönecek olursanız sizi acıklı bir azaba uğratır.”[19]
Bu âyet-i kerime, müfessirlerin ekseriyeti tarafından Hz. Ebû Bekir’in bedevileri mürtedlerle savaşa davet etmesiyle tefsir edilmiştir. Sahabi Râfî b. Hadîc (r.a) şöyle der: “Bu âyet-i kerimeyi okuyor, ancak bahsedilenlerin kim olduğunu bilmiyorduk. Hz. Ebû Bekir Sıddîk, bedevi kabileleri, irtidat eden Benî Hanîfe kabilesiyle savaşa davet edince, bahsedilenlerin onlar olduğunu anladık.”[20]
Bu âyet, Hz. Ömer’in Medine’nin civarındaki bedevileri yani Cüheyne ve Müzeyne kabilelerini Farslarla savaşmaya çağırmasıyla da tefsir edilmiştir. Bu kabileleri Nebiyy-i Ekrem (s.a.v) Mekke fethine çağırmıştı ancak katılmamışlardı.[21]
Mukâtil b. Süleyman (v. 150/767), “Hz. Ebû Bekir’in hilafeti bu âyette tekit edilmiştir” der.[22] İbn Kuteybe bu âyette bahsedilen şiddetli kavmin Benî Hanîfe olduğunu, cihada çağıranın da Ebû Bekir Sıddîk olduğunu söyler. Bu âyeti, Hz. Ömer’in bedevileri Farslarla savaşa çağırması şeklinde anlayanların da olduğunu ifade ettikten sonra, buna göre âyet-i kerimenin Şeyhayn’ın[23] hilafetine delalet ettiğini söyler. Bu görüşüne gerekçe olarak da Allah Teâlâ’nın onlara itaate cenneti vaʻd etmesini ve muhalefette bulunanları elim bir azapla tehdit etmesini gösterir.[24] Bir iş yapıldığında ona cennetin vaʻd edilmesi, yapılmadığında ise cehennem tehdidinin olması, o işin önemini gösteren kıstasların başında gelir. Bu âyette bahsedilen önemli iş, bir devlet başkanının bedevileri kuvvetli bir kavimle cihada çağırmasıdır. Bunu yapanların da Hz. Ebû Bekir ve Ömer olduğu tarihen sabittir. O halde bu âyetten, Allah’ın ilk iki halifenin hilafetinde razı olduğu anlaşılmaktadır.
Ebü’l-Hasan el-Eşʻarî (v. 324/935-36) şöyle demiştir: “İmam Ebü’l-Abbas b. Süreyc’in (v. 306) şöyle dediğini işittim: Sıddîk’ın hilafetine Kur’ân’da bu âyetle işaret edilmiştir. Çünkü ehl-i ilim icma etmiştir ki bu âyetin nüzulünden sonra bedevilerin çağrıldığı bir savaş olmamıştır. Bundan sonra onları ve bütün insanları ilk defa Ebû Bekir (r.a) ridde ehliyle ve zekât vermeyenlerle savaşmaya çağırmıştır. Bu durum Hz. Ebû Bekir’in hilafetinin vücûbuna ve ona itaatin farz oluşuna delalet eder. Çünkü Allah (c.c) bundan yüz çevirenlere elim bir azap olduğunu haber vermiştir.”[25]
Zemahşerî de bu âyetin Hz. Ebû Bekir’in hilafetine delil olduğunu söylemiştir. Çünkü bedevi araplar Rasûlullah’ın zamanında harbe çağrılmadılar. Ancak onun vefatından sonra çağrıldılar. Cenâb-ı Hakk’ın, “Eğer Allah seni onlardan bir gurubun yanına döndürür de (Tebük seferinden Medine’ye döner de başka bir savaşa seninle beraber) çıkmak için senden izin isterlerse, de ki: Benimle beraber asla çıkmayacaksınız ve düşmana karşı benimle beraber asla savaşmayacaksınız!”[26] sözü varken Rasûlullah (s.a.v) onları nasıl çağırabilirdi ki![27]
– Daha farklı bir usulle Hz. Ebû Bekir’in halifeliğine işaret çıkaran âlimler de olmuştur. Mesela Ebû Bekir b. Ayyâş şöyle demiştir: “Kur’ân’a göre Ebû Bekir Sıddîk, Rasûlullah’ın halifesidir. Çünkü Allah Teâlâ «(Allah’ın verdiği bu ganimet malları,) yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılmış olan, Allah’tan bir lütuf ve rıza dileyen, Allah’ın dinine ve Rasûlü’ne yardım eden fakir muhacirlerindir. İşte sadık olanlar bunlardır»[28] buyurmuştur. Allah kimi «sadık» diye isimlendirdiyse o yalan söylemez. Bu âyette bahsedilen sahabiler Hz. Ebû Bekir’e; «Ey Rasûlullah’ın halifesi!» diye hitap ediyorlardı.”[29] O halde Ebû Bekir’in halifeliği sahihtir. Süyûtî, İbn Kesîr’in bu görüşü beğendiğini ve “Bu güzel bir istinbattır” dediğini nakleder.[30]
– Bazı rivayetlere göre Hz. Âişe, et-Tahrîm 66/3 âyetinde bahsedilen sırrın, “Ebû Bekir benden sonra halifem olacak” şeklinde olduğunu bildirmiştir. Yine İbn Abbas’tan bu sırda Hz. Ebû Bekir ve Ömer’in başa geleceklerinin müjdelendiği nakledilmiştir.[31] Acak İbn Adî birinci rivayetin râvîlerinden Hâlid el-Mahzûmî’nin hadis uyduran bir şahıs olduğunu, ikincisinin de zayıf olduğunu söyler.[32] Yani bu rivayetlere itimat etmek doğru değildir. Müfessirlerden Dahhâk, Mukâtil ve Ferrâ da, Allah Rasûlü’nün, Hafsa bint Ömer’e, kendisinden sonraki halifenin Ebû Bekir, ondan sonrakinin de Ömer olduğu sırrını verdiğini rivayet ederler.[33] Beğavî’ye göre burada verilen sır iki tanedir, biri câriyeyi kendisine haram kılması, diğeri de kendisinden sonra hilafetin Ebû Bekir’e, ondan sonra da Ömer’e nasip olacağıdır.[34]
Buraya kadar zikrettiğimiz âyet-i kerimelerden ilkinin halife seçimi esnasında gündeme gelip gelmediğine dair herhangi bir bilgimiz yoktur. Son âyetle ilgili rivayetler ise zayıftır. Diğer âyetlerin Hz. Ebû Bekir’e işaret ettiği ise ancak âyetlerde bahsedilen olayların yaşanmasından sonra anlaşılabilecek durumdadır. Dolayısıyla Hz. Ebû Bekir’in bu âyet-i kerimeler doğrultusunda halife seçildiğini söylemek zordur. Bu âyetler ancak sahabenin Hz. Ebû Bekir’i halife seçerek isabetli bir karar verdiğine ve onun hilafetinin sıhhatine işaret edebilir.
[1] en-Nisâ 4/59.
[2] Taberî, Tefsîr, VIII, 501-502; Beğavî, II, 241; İbnü’l-Cevzî, Zâdü’l-mesîr, I, 424.
[3] el-Mâide 5/54.
[4] İbn Asâkir, XXX, 310; Süyûtî, Târîhu’l-hulefâ, s. 148; Kettânî, I, 79.
[5] İbn Asâkir, XXX, 319; Süyûtî, Târîhu’l-hulefâ, s. 148.
[6] en-Nûr 24/55.
[7] Ebû Dâvûd, Sünnet, 8/4646; Ahmed, V, 50, 220, 221; Hâkim, III, 75/4438.
[8] Tefsîru Dahhâk, cemʻ, dirâse ve thk. Muhammed Şükrî Ahmed ez-Zâviyetî, Kâhire, Dâru’s-Selâm, 1419/1999, II, 618.
[9] İbn Asâkir, XXX, 295-296.
[10] İbn Ebî Hâtim, Ebû Muhammed Abdurrahman b. İdris b. Münzir et-Temîmî el-Hanzalî er-Râzî (v. 327/938), Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm (I-XIII), thk. Es’ad Muhammed et-Tîb, Memleketü’l-Arabiyyeti’s-Suûdiyye: Mektebetü Nizâr Mustafa el-Bâz, 1419, VIII, 2628.
[11] Ebû Dâvûd, Sünnet, 8/4646; Ahmed, V, 50, 220, 221; Hâkim, III, 75/4438.
[12] Beğavî, VI, 59.
[13] İbn Kesîr, Tefsîr, VI, 79. Bkz. Süyûtî, Târîhu’l-hulefâ, s. 149; Kettânî, I, 80.
[14] Dihlevî, İzâletü’l-hafâ, I, 139-143.
[15] Dihlevî, İzâletü’l-hafâ, II, 179.
[16] Dihlevî, İzâletü’l-hafâ, II, 254-255. Dihlevî, bunların haricinde diğer halifelere de işaret eden daha pekçok âyet zikreder. Bkz. İzâletü’l-hafâ, II, 7-352.
[17] ez-Zuhrûf 43/44.
[18] Karâfî, Ebü’l-Abbâs Şihâbüddin Ahmed b. İdris b. Abdirrahman el-Mâlikî (v. 684/1285), el-Furûk (Envâru’l-burûk fî envâi’l-furûk) (I-IV), Âlemü’l-Kütüb, yy., ts., II, 161.
[19] el-Feth 48/16.
[20] Vâhidî, Ebü’l-Hasen Ali b. Ahmed b. Muhammed b. Ali en-Neysabûrî eş-Şâfiî (v. 468/1076), el-Vasît fî tefsiri’l-Kur’âni’l-Mecîd (I-IV), thk. Âdil Ahmed Abdülmevcûd ve diğerleri, Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1415, IV, 138; Beğavî, VII, 303.
[21] Vâhidî, Vasît, IV, 138; Süyûtî, ed-Dürrü’l-mensûr, VII, 520.
[22] Mukâtil b. Süleyman b. Beşîr el-Ezdî el-Belhî, Ebü’l-Hasen (v. 150/767), Tefsîru Mukâtil b. Süleymân, thk. Abdullah Mahmûd Şahhâte, Beyrut: Dâru İhyâi’t-Türâs, 1423, IV, 73.
[23] İslâmî edebiyatta Hz. Ebû Bekir ile Ömer’e birlikte “Şeyhayn” denilmiştir.
[24] Vâhidî, Vasît, IV, 138; İbn Asâkir, XXX, 295; Süyûtî, Târîhu’l-hulefâ, s. 148.
[25] Süyûtî, Târîhu’l-hulefâ, s. 148; İbn Hacer el-Heytemî, Ebü’l-Abbâs Şihâbüddîn Ahmed b. Muhammed b. Muhammed el-Heytemî es-Sa’dî (v. 974/1567), es-Savâiku’l-muhrika ala ehli’r-rafdı ve’d-dalâli ve’z-zendeka (I-II), thk. Abdurrahman b. Abdillah et-Türkî – Kâmil Muhammed el-Harrât, Lübnan: Müessesetü’r-Risâle, 1417, I, 50.
[26] et-Tevbe 9/83.
[27] Zemahşerî, Ebü’l-Kâsım Mahmûd b. Amr b. Ahmed, Cârullah (v. 538/1144), el-Keşşâf an hakâiki’t-tenzîl ve ‘uyûni’l-ekâvîl (I-VI), Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-Arabî, 1407, IV, 338. Ebû Hayyân, bu görüşü sebebiyle Zemahşerî’yi tenkit etmiştir ancak sözleri pek isabetli görünmüyor (Ebû Hayyân, Muhammed b. Yûsuf b. Ali b. Yûsuf b. Hayyân Esîruddîn el-Endelüsî (v. 745/1344), el-Bahru’l-muhît fi’t-tefsîr (I-X), thk. Sıdkî Muhammed Cemîl, Beyrut: Dâru’l-Fikr, 1420, IX, 490).
[28] el-Haşr 59/8.
[29] Zehebî, Şemsüddîn Ebû Abdillâh Muhammed b. Ahmed b. Osman b. Kaymâz (v. 748/1348), Siyeru aʻlâmi’n-nübelâ (I-XXV), thk. Şuayb Arnaût, Müessesetü Risâle, 1405/1985, VIII, 500-501.
[30] Süyûtî, Târîhu’l-hulefâ, s. 149.
[31] Tefsîru Dahhâk, II, 878; İbn Asâkir, XXX, 222.
[32] İbn Adî, el-Kâmil fî duafâi’r-ricâl, III, 477; IV, 508.
[33] Tefsîru Dahhâk, II, 878; Mukâtil b. Süleyman, IV, 375-376; Ferrâ, Ebû Zekeriyya Yahyâ b. Ziyâd b. Abdillâh b. Manzûr ed-Deylemî (v. 207/822), Meâni’l-Kur’ân (I-III) thk. Ahmed Yûsuf en-Necâtî – Muhammed Ali en-Neccâr – Abdü’l-Fettâh İsmail eş-Şelebî, Mısır: Dâru’l-Mısrıyye, ts., III, 165.
[34] Beğavî, VIII, 164. Krş. Mukâtil b. Süleyman, IV, 375.