5. Müslüman Olması

Hz. Ebû Bekir’in nasıl müslüman olduğu hususunda kaynaklarda pek az bilgi bulunmaktadır. İbn İshâk’ın nakline göre birgün Rasûlullah (s.a.v) ile karşılaştı ve ona: “Kureyş’in dedikleri doğru mu ey Muhammed?” diye sordu. Allah Rasûlü de: “Ey Ebû Bekir, ben Allah’ın Rasûlü ve nebîsiyim, beni risâletini tebliğ etmem için gönderdi. Seni Allah’a, hakka davet ediyorum. Vallahi O haktır, seni bir tek olan, ortağı olmayan ve kendisinden başkasına ibadet edilmeyen Allah’a ve O’na itaat edenlerin destekçisi olmaya davet ediyorum!” buyurdu ve ona Kur’ân okudu. Ebû Bekir (r.a) hiç tereddüt etmedi ve bu sözleri yadırgamadı, derhal müslüman olup putları inkâr etti, ortaklardan sıyrılıp İslâm’ın hak olduğunu ikrar etti.[1]

Kaynaklarda, Suriye’ye yaptığı seyahatlerde rahip Bahîrâ, rahip Nestûrâ ve Yemen’deki Ezdli âlimle görüştüğüne ve yine Suriye’de gördüğü bir rüya üzerine Allah Rasûlü’nün risâletine iman etmeye hazır hale geldiğine dair menkıbevî rivayetler de bulunmaktadır.[2] Ancak bu tür rivayetlere itimat etmek zordur.

Rasûlullah (s.a.v), İslâm’a davet ettiği herkesin başta mutlaka bir duraksadığını, tereddüt edip düşündüğünü, Hz. Ebû Bekir’in ise hiç beklemeden ve tereddüt etmeden müslüman olduğunu söylemiştir.[3] Bu nebevi övgü, onun için büyük bir fazilettir.

Hemen bütün kaynaklarda Ebû Bekir’in İslâm’ı ilk kabul eden kişi olup olmadığı konusunda çeşitli rivayetlere yer verilmiştir.[4] Rasûlullah’ın onun üstünlüğünden bahsederken, herkesin kendisini yalanladığı bir sırada Ebû Bekir’in inandığını ve İslâm için her şeyini feda ettiğini söylemesi[5] onun ilk müslümanlardan olduğunu göstermektedir. İslâm’ın ilk günlerinde gelip Allah Rasûlü’yle görüşen Amr b. Abese es-Sülemî de; “O gün yanında mü’minlerden sadece Ebû Bekir ile Bilâl vardı” demiştir.[6] Bu sahih rivayetlerden hareketle onun daha ilk günlerinde İslâm’ı Allah Rasûlü’nden duyup tereddüt etmeden hemen iman ettiğini söyleyebiliriz. Ancak kaçıncı müslüman olduğu ve tam olarak nasıl müslüman olduğu konularında kesin bir şey söylemek mümkün görünmemektedir.

Nebî (s.a.v) Mekke döneminde onunla Hz. Ömer arasında manevî kardeşlik bağı kurmuştur.[7]



[1] İbn İshâk, s. 120.

[2] Muhibbüddin et-Taberî, Ebû Abbâs Ahmed b. Abdullah b. Muhammed (v. 694), er-Riyâdu’n-nadra fî menâkıbi’l-aşara (I-IV), Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, et-Tabʻatü’s-sâniye, ts., I, 84-91; Fayda, “Ebû Bekir” mad., DİA, X, 102.

[3] İbn İshâk, s. 120; İbn Hişâm, Ebû Muhammed Cemâlüddîn Abdülmelik b. Hişâm b. Eyyûb el-Himyerî el-Meâfirî el-Basrî el-Mısrî (v. 218/833), es-Sîratü’n-nebeviyye (I-II), thk. Mustafa es-Sekkâ – İbrahim el-Ebyârî – Abdülhafîz Şelebî, Mısır, 1375/1955, I, 252; İbn Batta, Ebû Abdillah Ubeydullah b. Muhammed b. Muhammed el-Ukberî (v. 387/997), el-İbânetü’l-kübrâ (I-IX), thk. Rıza Muʻtî ve diğerleri, Riyâd: Dâru’r-Râye, 1415-1426, IX, 452, 457, 499; Beyhakî, Delâil, II, 164.

[4] Bkz. İbn İshâk, s. 120; Câhız, Ebû Osmân Amr b. Bahr b. Mahbûb el-Câhiz el-Kinânî (v. 255/869), el-Osmâniyye, tahkik ve şerh: Abdüsselam Muhammed Harun, Beyrut, Dâru’l-Cîl, 1411/1991, s. 5-17.

[5] Buhârî, Fedâilü Ashâbi’n-Nebî, 5.

[6] Müslim, Müsâfirîn, 294.

[7] İbn Saʻd, I, 238; III, 174, 175.