6. İslâm’ın Neşrine Hizmetleri

Ebû Bekir (r.a) İslâm’a girince hemen işe koyuldu, müslüman olduğunu açıkça ilan etti ve insanları İslâm’a, Allah’a ve Rasûlü’ne davet etmeye başladı. Onunla birlikte Hz. Ali ile Zeyd b. Hârise de müslüman olduklarını açıkladılar ve bu durum Kureyş’e çok ağır geldi.[1] Mekke döneminde İslâm’ın yayılmasında, Hz. Ebû Bekir’in Kureyş’in ileri gelenlerinden biri olmasının büyük tesiri vardır. Allah Rasûlü’nün Mekkelileri İslâm’a gizlice davet ettiği sıralarda o da kavminden kendisine gelip giden ve münasebette bulunduğu kişilerden güvendiği kimseleri İslâm’a çağırırdı.[2] Kureyş’in ileri gelenlerinden birçok kimse onun vasıtasıyla müslüman olmuştur. Bunlar arasında, başta aşere-i mübeşşereden Hz. Osman, Talha b. Ubeydullah, Saʻd b. Ebî Vakkâs, Zübeyr b. Avvâm, Abdurrahman b. Avf ve Ebû Ubeyde b. Cerrâh olmak üzere Osman b. Maz’ûn, Abdullah b. Mesʻûd (v. 32/652-53), Ebû Seleme el-Mahzûmî, Hâlid b. Saîd b. Âs, Ubeyde b. Hâris, Habbâb b. Eret, Erkam b. Ebi’l-Erkam, Bilâl-i Habeşî, Suheyb-i Rûmî gibi mühim şahsiyetler bulunmaktadır.[3]

O günlerde Hâlid b. Saîd, korkulu bir rüya görmüştü. Geniş bir ateşin kenarında duruyor, babası da onu ateşin içine iterek düşürmek için uğraşıyordu. Çok zor bir durumda olup selamete çıkamadığı bir anda iki kuvvetli el belinden sıkıca tutup kendisini ateşe düşmekten kurtardı. Bu ellerin sahibi kimdir diye merakla baktığında Rasûlullah’ı gördü. Dehşet içinde uykudan uyandı. Korkusu hâlâ geçmemişti. Kendi kendine: “Vallahi bu sâdık bir rüya olsa gerek!” dedi. Hz. Ebû Bekir’in yanına giderek rüyasını ona anlattı. Rüya tâbiri hususunda maharet sahibi olan Ebû Bekir ona şu tavsiyede bulundu: “Hakkında hayırlı olmasını temennî ederim. İşte Rasûlullah (s.a.v) orada! Hemen gidip ona tâbi ol. Eğer ona teslim olur, İslâm’a girer ve yanında bulunursan, seni ateşe düşmekten muhafaza eder…” Bu sözler üzerine Hâlid, Allah Rasûlü’ne gitti ve İslâm’ı kabul etti. Rasûlullah (s.a.v), Hz. Hâlid’in müslüman oluşuna çok sevindi.[4]

Diğer taraftan Rasûl-i Ekrem Mekke’ye gelen insanları İslâm’a davet ederken ensâb ilmini iyi bilen Ebû Bekir, onun yanında bulunarak çeşitli kabile mensuplarıyla kolayca temas kurup tanışmasına yardımcı olurdu.[5] Hz. Ali’nin nakline göre Allah Rasûlü (s.a.v) Mina’da kabileleri tek tek dolaşıp İslâm’ı tebliğ ederken, Ebû Bekir ondan önce kavimle konuşuyor, durumlarıyla ilgili bilgiler alıyor, neseplerini soruyor, yanlış bilgi verdiklerinde düzeltiyor, harp durumlarını öğreniyor, daha sonra da Allah Rasûlü onlara İslâm’ı anlatıp arzediyordu. Bu esnada Ebû Bekir de elbisesiyle Rasûlullah’ı gölgelendiriyordu. Hz. Ali bu hâdiseyi tafsilatlı bir şekilde anlattıktan sonra: “Rasûlullah’ın, Ebû Bekir’in bu yaptıklarından ve kabilelerin nesepleriyle ilgili bilgisinden çok mesrur olduğunu gördüm” der.[6]

Ebû Bekir (r.a) bu ve benzeri hizmetleriyle Mekke’de İslâm’ın tebliği için büyük gayretler göstermiş, bu esnada müşrikler tarafından dövülmüş, vücudunun muhtelif yerleri yaralanıp kanı akmış ve çeşitli eziyetler çekmiştir. Ancak o bunların hiçbirinden yılmamış, hicrette de Nebiyy-i Ekrem’in yanında olmuştur.[7]

Hz. Ebû Bekir Medine’ye hicret edince de Allah Rasûlü’nden hiç ayrılmadı, herşeyi ile İslâm’ın yayılması için çalıştı. Medine’deki insanlarla görüşmesi, oraya dışardan gelen insanlarla ilgilenmesi ve seferlere çıkması hep bu gaye iledir.[8]

Mekke’nin fethinde İslâm ordusu şehre girdiği zaman doğruca babasının yanına gitti, onu Allah Rasûlü’nün huzuruna getirerek müslüman olmasını sağladı. Böylece sağlığında annesi, babası ve bütün çocukları müslüman olan yegâne sahabi oldu.[9] Bu durum onun, öncelikle ailesinin, sonra da yakından uzağa doğru diğer insanların hidayeti için ne kadar gayret ettiğini göstermektedir.

Hz. Ebû Bekir’in İslâm’ın neşrine hizmetleri, hilafeti döneminde farklı bir boyut kazanmıştır. O zaman bu vazifeye, bir devlet başkanı olarak daha büyük bir mesuliyet hissiyle devam etmiştir. Mürtedlerle mücâdele etmiş ve İslâm’ın neşri için seferler düzenlemiştir. Medine’deki hutbeleri ile Irak ve Şam bölgelerindeki kumandanlarına gönderdiği mektupları onun takvasını, veraını, İslâm’ın neşrine olan hırsını ve dünyadan ne ölçüde yüz çevirdiğini açıkça ortaya koymaktadır.[10]

Bunun yanında Ebû Bekir (r.a), ahâlînin dînî eğitimine çok ehemmiyet vermiş, bizzat kendisi bununla meşgul olmuştur. Abdullah b. Ömer’in haber verdiğine göre Ebû Bekir, mekteplerde çocuklara öğretir gibi minberde onlara Teşehhüd’ü öğretmiştir.”[11]



[1] İbn İshâk, s. 120-121.

[2] İbn İshâk, s. 121.

[3] İbn İshâk, s. 121; Beyhakî, Delâil, II, 165; İbn Kesir, el-Bidâye, III, 78, 80-81.

[4] İbn Saʻd, IV, 94; Hâkim, III, 277/5082. Zehebî bu rivayeti zayıf gördüğü için kitabından hazfetmiştir.

[5] Fayda, “Ebû Bekir” mad., DİA, X, 102.

[6] Ebû Nuaym, Delâil, s. 282; Beyhakî, Delâil, II, 423-427; İbn Asâkir, XVII, 293-296.

[7] Dihlevî, Ebû Abdilazîz Kutbüddîn Şah Veliyyullâh Ahmed b. Abdirrahîm b. Vecîhiddîn el-Fârûkî (v. 1176/1762), İzâletü’l-hafâ an hilâfeti’l-hulefâ, thk. Takıyyüddîn en-Nedvî, Dımeşk: Dâru’l-Kalem, 1434/2013, II, 14.

[8] Bkz. Buhârî, Mevâkît, 41, Menâkıb, 25, Edeb, 87-88; Müslim, Eşribe, 176, 177.

[9] İbn Saʻd, V, 451; Beğavî, Ebû Muhammed Huseyn b. Mesʻûd b. Muhammed el-Ferrâ’, Muhyi’s-Sünne (v. 516/1122), Meâlimü’t-Tenzîl fî tefsîri’l-Kur’ân (I-VIII), thk. Muhammed Abdullah en-Nemr – Osman Cumʻa Dumeyriyye – Süleyman Müslim el-Harş, Dâru’t-Taybe, 1417/1997, VII, 257-258; Fayda, “Ebû Bekir” mad., DİA, X, 103.

[10] Bkz. Süyûtî, Târîhu’l-hulefâ, s. 196-200; Ömerî, Asru’l-hilâfeti’r-râşide, s. 74.

[11] İbn Ebî Şeybe, Ebû Bekir Abdullah b. Muhammed b. İbrahim b. Osmân el-Absî (v. 235/849), Kitâbü’l-Musannef fi’l-ehâdîsi ve’l-âsâr (I-VII), thk. Kemâl Yûsuf el-Hût, Riyâd: Mektebetü’r-Rüşd, 1409, I, 260/2990.