Ebû Bekir (r.a) dört evlilik yapmış ve bunlardan altı çocuğu dünyaya gelmiştir. İlk evliliğini Kuteyle bint Abdüluzzâ adlı bir hanımla yapmıştır. Bu evlilikten oğlu Abdullah ile kızı Esmâ doğdu. Ebû Bekir bu hanımını Cahiliye devrinde boşadı.[1] Bu kadının müslüman olup olmadığı ihtilaflıdır.[2] Medine devrinde yanına keler, çökelek ve yağdan oluşan hediyeler alarak kızı Esmâ’yı ziyarete geldiğinde hâlâ müşrik olduğu ifade edilir. Esmâ (r.a), bu sebeple onun hediyelerini kabul etmek ve evine girmesine izin vermek istemedi. Hz. Âişe (v. 58/678), bu durumu Rasûl-i Ekrem’e soruverdi. Bunun üzerine Allah Teâlâ: “Allah, din konusunda sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlarla iyi ilişkiler içinde olmanızı ve onlara adaletli davranmanızı yasaklamaz. Allah adaletli olanları elbette sever”[3] âyetini indirdi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) Esmâ’ya annesinin hediyelerini kabul etmesini ve evine girmesine izin vermesini söyledi.[4]
Hz. Ebû Bekir yine Cahiliye devrinde Ümmü Rûmân ile evlenmiştir.[5] Ümmü Rûmân’dan Abdurrahman ile Âişe dünyaya geldiler. Ümmü Rûmân vefat edince Ebû Bekir (r.a) Medine’de Esmâ bint Umeys ile evlendi ve bu hanımından Muhammed adını verdiği bir oğlu doğdu. Esmâ daha önce Caʻfer b. Ebî Tâlib’in hanımı idi. Hicretten sonra Rasûlullah (s.a.v) “muâhât”ta Hz. Ebû Bekir’i Hârice b. Zeyd ile kardeş yapmıştı. Ebû Bekir (r.a) bir müddet Hârice’ye misafir oldu. Daha sonra onun kızı Habîbe ile evlendi. Vefatından birkaç ay sonra bu hanımından Ümmü Külsûm adlı kızı dünyaya geldi.[6]
Hz. Ebû Bekir’in en büyük oğlu Abdurrahman, Bedir ve Uhud savaşlarında düşman saflarında yer almış, babası kendisiyle savaşmak istemiş ancak Rasûlullah (s.a.v) buna mani olmuştu. Abdurrahman, Hudeybiye Sulhü’nden sonra mütareke günlerinde müslüman oldu ve Fetih’ten evvel hicret etti. Şecaatiyle şöhret kazandı ve müslümanlara faydası dokunan takdire şâyan işler yaptı. Yemâme’nin fethinde bulundu, Müseylime’nin yakın arkadaşı Muhakkem b. Tufeyl’i bir surun gediğinde öldürerek Müslümanların oradan kaleye girmesine ve Müseylime’ye ulaşmasına zemin hazırladı. Şam’ın fethinde bulundu. Müslümanların büyüklerinden ve efendilerinden idi. Hiç yalan söylediği duyulmamıştır. Yezid’e beyʻat etmemiş, Mekke’ye giderek orada vefat etmiştir.[7]
Abdurrahman, müslüman olduktan sonra bir gün babasına: “Bedir savaşında bana iyice yaklaşmıştın (seni kolayca öldürebileceğim bir fırsat yakalamıştım), fakat senden uzaklaşıp gittim, seni öldürmedim” dedi. Ebû Bekir (r.a) ona: “Şayet orada sen bana yaklaşsaydın ben senden uzaklaşıp gitmezdim” dedi.[8]
Abdullah, ilk günlerde müslüman olmuş, hicrette çok büyük bir rol üstlenmiş, Tâif kuşatmasında bir okla yaralanmış ve Rasûlullah’ın vefatından kırk gün sonra bu yara sebebiyle Medine’de şehit olmuştur.[9]
Muhammed b. Ebî Bekir, Vedâ Haccı’na giderken yolda doğmuş, annesi Esmâ bint Umeys Hz. Ebû Bekir’in vefatından sonra Hz. Ali ile evlendiği için Hz. Ali’nin himayesinde büyümüştü. Kureyş’in kahraman gençlerinden idi. Ali (r.a) onu Mısır’a vâli tayin etti ve hicrî 38 senesinde orada öldürüldü. Hz. Ali onu metheder ve faziletli biri olduğunu söylerdi. Çünkü o çok ibadet eder ve Allah yolunda bütün gücüyle cihad ederdi. Hz. Osman’ın kanına ortak olup olmadığı tartışılmış, Hz. Osman’ın “Baban seni görseydi şu halinden razı olmazdı” sözü üzerine geri döndüğü görüşü ağır basmıştır.[10]
Esmâ bint Ebî Bekir, Hz. Âişe’den daha büyüktür. Ümmü Gülsüm ise babasının vefatından sonra doğmuştur. Hz. Ebû Bekir onun kız olacağını önceden tahmin edip Hz. Âişe’ye söylemiştir.[11] Ümmü Gülsüm daha sonra Talha b. Ubeydullah (v. 36/656) ile evlenmiştir.[12]
Âlimler, bir aileden müteselsilen dört kişinin sahabi olması faziletinin ancak Ebû Bekir ailesine nasip olduğunu söylemişlerdir. Bunlar: Abdullah b. Zübeyr, annesi Esmâ bint-i Ebî Bekir b. Ebî Kuhâfe’dir. Aynı şekilde Muhammed b. Abdurrahman b. Ebî Bekir b. Ebî Kuhâfe sisilesinin hepsi de sahabi olmuşlardır. Ashab-ı kiramdan babası, annesi, erkekler ve kadınlar yönünden evlatları ve evlatlarının evlatları müslüman olup da Allah Rasûlü’ne erişen ve sahabi olan, Ebû Bekir’den başka bir kişi yoktur. Onun ailesi iman ehli, evi iman evidir, içlerinde hiç münafığın olmadığı ifade edilir. Sahabe arasında Ebû Bekir’in ailesinden başka böylesine nezih ve faziletli bir aile bilinmemektedir.[13]
[1] Hâkim, Ebû Abdillah Muhammed bin Abdillah b. Muhammed en-Neysâbûrî (v. 405/1014), el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn (I-IV), thk. Mustafa Abdülkâdir Atâ, Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1411/1990, II, 527/3804. Krş. Ahmed b. Muhammed b. Hanbel b. Hilâl b. Esed eş-Şeybânî, Ebû Abdullah (v. 241/855), Müsned (I-VI), Kâhire: Müessesetü Kurtuba, ts., IV, 4.
[2] Sallâbî, Ebû Bekir es-Sıddîk, s. 21.
[3] el-Mücâdele 60/8.
[4] Ahmed, IV, 4; Hâkim, II, 527-528/3804. Hâkim bu hadisin “sahih” olduğunu söylemiş, Zehebî de bu hususta ona muvafakat etmiştir.
[5] İbnü’l-Esîr, Ebü’l-Hasen İzzüddîn Alî b. Muhammed b. Muhammed eş-Şeybânî el-Cezerî (v. 630/1233), el-Kâmil fi’t-târîh (I-X), thk. Ömer Abüsselâm Tedmürî, Beyrut: Dâru’l-Kitâbi’l-Arabî, 1417/1997, II, 263.
[6] Bkz. Nüveyrî, Nihâyetü’l-ereb, XIX, 135-143; Fayda, “Ebû Bekir” mad., DİA, X, 104.
[7] İbn Kesîr, Ebü’l-Fidâ İsmail b. Ömer el-Kureşî el-Basrî, sümme’d-Dımeşkî (v. 774/1373), el-Bidâye ve’n-nihâye (I-XI), thk. Abdullah b. Abdilmuhsin et-Türkî, Dâru Hecer, 1424/2003, XI, 328-331; Sallâbî, Ebû Bekir es-Sıddîk, s. 22.
[8] İbn Asâkir, XXX, 128; Süyûtî, Târîhu’l-hulefâ, s. 111.
[9] Hâkim, III, 543/6021; Beyhakî, Ahmed b. Huseyn b. Ali b. Musa Husrevcirdî Horasânî, Ebû Bekir (v. 458/1066), es-Sünenü’l-kübrâ (I-X), thk. Muhammed Abdülkadir Atâ, Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1424/2003, IX, 167/18191; Sallâbî, Ebû Bekir es-Sıddîk, s. 22.
[10] İbn Abdilberr, Ebû Ömer Cemâlüddîn Yûsuf b. Abdillâh b. Muhammed b. Abdilberr en-Nemerî (v. 463/1071), el-İstîâb fî maʻrifeti’l-ashâb (I-IV), thk. Ali Muhammed el-Becâvî, Beyrut: Dâru’l-Cîl, 1412/1992, III, 1366-1367; İbn Asâkir, XXXIX, 418; İbnü’l-Esîr, Ebü’l-Hasen Ali b. Ebi’l-Kerem Muhammed b. Muhammed b. Abdilkerim b. Abdilvahid eş-Şeybânî el-Cezerî, İzzüddin (v. 630/1233), Üsdü’l-ğâbe fî maʻrifeti’s-sahâbe (I-VIII), thk. Ali Muhammed Muavviz – Âdil Ahmed Abdülmevcud, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1415/1994, V, 97; Mizzî, Ebü’l-Haccâc Cemâlüddîn Yûsuf b. Abdirrahmân b. Yûsuf (v. 742/1341), Tehzîbü’l-Kemâl fî esmâi’r-ricâl (I-XXXV), thk. Beşşâr Avvâd Maʻrûf, Beyrut: Müessesetü’r-Risâle, 1400/1980, XXIV, 542-543.
[11] Mâlik b. Enes b. Mâlik b. Ebî Âmir el-Asbahî el-Yemenî, Ebû Abdillâh, (v. 179/795), el-Muvatta’ (I-II), nşr. Muhammed Fuad Abdülbaki, İstanbul 1992, Kitâbu’l-Akdiye, 33.
[12] Sallâbî, Ebû Bekir es-Sıddîk, s. 23.
[13] Sallâbî, Ebû Bekir es-Sıddîk, s. 24.