3. Zina

September 10, 2013 in Ebedi Kurtuluş Yolu

Zina, öteden beri insan aklının, ahlâk ve hukuk nizamlarının ve bütün semâvî dinlerin tamamen yanlış ve çirkin gördüğü bir davranıştır. Zina nesebin karışmasına, âilenin dağılmasına, hısımlık, komşuluk, arkadaşlık gibi bağların çözülüp toplumdaki mânevî ve ahlâkî değerlerin kökten sarsılmasına sebep olur. İnsanı bedenî zevklerin esiri yaparak haysiyet ve şerefini ayaklar altına alır.

Fuhuş, kadın ticaretinin yaygınlaşmasına, kadının bir geçim kaynağı olarak kullanılmasına ve kadın simsarlarının ortaya çıkmasına yol açar. Kadınlık ve annelik şeref ve haysiyetini târumâr eder.

Diğer taraftan zinanın sıhhat için de pek çok zararları mevcuttur. Zina bataklığına düşen insanlarda frengi, bel soğukluğu gibi sirayet edici pek çok hastalık müşâhede edilmektedir. Günümüzde tıbbın çare bulamadığı ölümcül hastalık AIDS, büyük ölçüde zina yoluyla bulaşmaktadır.

Kullarını çok seven Cenâb-ı Hak, onların böylesi bir çirkinliğe düşmesini asla istemez. Bu sebeple, zina yapmak bir tarafa, yanına yaklaşmayı bile yasaklamıştır. Âyet-i kerimelerde şöyle buyrulur:

“Fuhşiyâtın (kötülük ve edepsizliğin) açığına da gizlisine de yaklaşmayın!” (En’âm, 151)

“Zinaya yaklaşmayın, zira o çok çirkin bir hayâsızlık ve çok kötü bir yoldur.” (İsrâ, 32)

Yani zinaya zemin hazırlayan hiçbir yola ve vesîleye yaklaşmamak gerekir. Rasûlullah (s.a.v), lüzumsuz bakışların kalp için ne derece zararlı olduğunu şöyle ifade buyurur:

“Harama bakış, iblisin zehirli oklarından bir oktur. Her kim Allah korkusu sebebiyle bunu terk ederse Allah ona kalbinde halâvetini hissedeceği bir iman bahşeder.” (Hâkim, IV, 349/7875; Heysemî, VIII, 63)

Bu sebeple İslâm; öncelikle erkek ve kadınların dinin tarif ettiği şekilde örtünmeleri, birbirlerini tahrik edecek davranışlardan kaçınmaları, yabancı erkekle kadının baş başa kalmaması, toplumda açıklık ve müstehcenliğin önlenmesi gibi birinci kademede yer alan tedbirler alır. İnsanları tahrik edecek türden söz, bakış ve yakın ilişkileri, zinaya hazırlayıcı hareketler olarak kınaması da bu yüzdendir. İslâm bunlarla da kalmayıp, âile ve topluma çocukları terbiye etme, evlilik yaşını zaruret olmadıkça geciktirmeme, evlenmeyi kolaylaştırma, toplumda dînî ve ahlâkî değerleri diri tutma vazifesi verir.

Bunlardan anlaşıldığına göre, İslâm’ın gayesi suçluları cezalandırmak değil, toplumda suç vasatının oluşmasına mânî olarak insanların emniyet ve huzur içinde yaşamasını sağlamaktır. Nitekim İslâm tarihi boyunca zina cezası çok nâdir görülmüştür.

Diğer taraftan Cenâb-ı Hak, günahkârlara bazı dünyevî belâlar vermek sûretiyle onları îkâz edip daha büyük zararlardan ve ebedî azaptan muhafaza etmek ister. Zina edenlere de bazı musibetler gönderir. Rasûlullah (s.a.v) bunu şöyle haber verir:

“Bir milletin içinde zina ve fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlemeye başladığında, mutlaka içlerinde vebâ hastalığı ve kendilerinden önce gelip-geçmiş milletlerde görülmemiş başka hastalıklar yayılır.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22; Hâkim, IV, 582/8623; Beyhakî, Şuab, V, 22)

Dünyada bu kadar zararı olan zina, âhirette de kişiyi rezil-rüsvay eder ve dehşet verici bir azaba sürükler. Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurur:

“Bu gece rüyâmda iki kişi (Cebrâîl ile Mîkâîl) gelerek beni kaldırdılar ve «Haydi gidiyoruz» dediler. Ben de onlarla beraber gittim… Fırın gibi bir yapıya vardık. Orada ne söylenildiği anlaşılamayan çığlıklar, feryatlar birbirine karışıyordu. İçerde bir sürü çıplak erkek ve kadın bulunduğunu anladık. Altlarından alevler yükseldikçe, çığlık atıyor, feryat koparıyorlardı. Meleklere bunların kim olduğunu sordum:

«–Zina eden erkek ve kadınlar» dediler.” (Buhârî, Ta’bîr, 48; Cenâiz, 93; Tirmizî, Rü’yâ, 10/2295)

Livata, lezbiyenlik gibi son derece çirkin fiiller de aynen zinâ gibi büyük günahlardan sayılmıştır. Bunların ne kadar kötü ve zararlı olduğunu her akl-ı selîm sahibi bilir.

Burada saydığımız günahların dışında İslâm; adam öldürmek, sihir yapmak, zina iftirasında bulunmak, anne babaya itaatsizlik etmek, yetim malı yemek, düşmanla mücadele ederken cepheden kaçmak, yalan söylemek, zulmetmek, ihânet etmek, insanların arkasından hoşlanmayacakları şekilde konuşmak (gıybet), iftirâ atmak, hırsızlık yapmak gibi insanlığa pekçok yönden zararı olan büyük günahları da şiddetle yasaklamıştır.[1]



[1] Buhârî, Şehâdât, 10; Vasâyâ, 23; Müslim, Birr, 55, 56; Ebû Dâvûd, Edeb, 35/4875; Ahmed, III, 154, 135. Tafsilat için bkz. Dr. Murat Kaya, Efendimiz’den Hayat Ölçüleri, İstanbul 2007, s. 308-458.